BEN ÇOK HAYATLAR YAŞADIM
Ben çok hayatlar yaşadım Hiçbiriniz yoktunuz Kim olarak vuruldum Ve cesedimi gömdünüz Sonra deniz kıyısında Bir ovada obrukta Bir düşün son ucunda Düşündüm sonucunda Ve ki birden bulunca Durup soluklanınca Çok vazgeçişler gördüm O gecelerde öldüm Kesti sesimi kör gözüm Ben çok hayatlar yaşadım Ah ne acılar sırtladım Kamburu çıkan sırtlana Bir ormanda rastladım Yasla aslını ağaca Ne sopa ne de kanca Yenilmiştim kanımca Ağladım ağladıkça Sesimde çıkmadıkça Sırtlan yanıma geldi Etlerimi dişledi Kemiklerimi kemirdi Bırakmadı beni bana Ben de yitip giderek Gittikçe tükenerek Onu koynumda yaşatıp Urganını taşırım
Şiir
Mekkede Erkamın adalet evi Daha konuşmazsın hemen; önce gözlerin uyanır, sonra bakışların, en son da o içimi ısıtan gülüşün. Göksel 48 Sen Uyanırken Erkam ibnil Erkam Mekkede adalet evi Oydu müslümanlara evini açan sahabi Evini açarken seslendi Resullullah nebiye Sallahu aleyhi vesselem baktı yüzüne Ey efendimiz evim müslümanlarındır.. İslamın sesi içimizi ısıtıyordu İlk önce Efendimiz SAV sonra müminler Hepsi bu evde uyanıp kıyama kalkacaktı Darul erkam erkamın evi sahabe yurdu Erkam ibnil erkam Mekkede bir kahraman Gözler uyanınca bakışlar kıyama kalktı Şiirler naatlar bu adalet evinde yazıldı Dünya böyle değildi sahabeler devrinde Sahabeler gidince kaldık efkâr içinde Şimdi içimizi ısıtmıyor sahte gülüşler Kuraan okuyordu Kahraman sahabe Erkam b erkam okudu Bakara suresini Dediki ey kahramanlar içimi efkâr basar Kafir ve münafıklar istemez hayırlı olanı Ne hale geldi dünya efkârı hep kaldı bize
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
*HİCRET - 5* *Medine'ye hoş geldin, şeref verir davetin* Peygamber efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm" ve Hazret-i Ebû Bekr yollarına devâm ederek mîlâdın 622. senesi Eylülün yirminci ve Rebiülevvelin sekizinci Pazartesi günü Medîne yakınlarındaki Kubâ köyüne vardılar. Bugün Müslümanların hicrî güneş yılının başlangıcı oldu. Birkaç gün burada kalan Peygamberimiz ilk iş olarak Kubâ Mescidini yaptı. Rebiülevvelin 12. Cumâ günü Medîne şehrine doğru yola çıktı. Rânûna Vâdisinden geçerken, öğle vakti olmuştu. Burada ilk Cumâ namazını kıldı ve ilk hutbeyi okudu. Namazdan sonra her ikisi ve yanındakiler develerine bindi ve Medîne'nin yolunu tuttular. Medîne halkı, Peygamberimizin mübârek yüzünü görebilme heyecanıyla, yolları kaplamış ve bayram sevinci yaşıyordu. Enes bin Mâlik, Peygamberimizin Medîne'ye girdiği günden daha güzel ve neşeli bir gün görmediğini ifâde eder. Kadınlar ve çocuklar hep bir ağızdan: *Seniyyet-ül-Vedâ'dan, Bedr doğdu üstümüze,* *Hakka dâvet ettikçe, şükr vâcib oldu bize* *Sen bize gönderildin, Emrullahı getirdin* *Medîne'ye hoş geldin, şeref verir dâvetin* diyerek, kasîdeler söylüyorlardı. Medîne halkı görülmemiş bir tezâhüratta bulunuyor, herkes; "Bize buyrun, yâ Resûlallah!" diyerek, Peygamber efendimizi evlerine dâvet ediyorlardı. Resûl-i ekrem efendimiz devesini serbest bıraktı. Deve ilk defâ iki yetime âit bir arsaya çöktü ve çok durmadan kalktı. Biraz yürüdükten sonra tekrar aynı yere çöktü. Burası Peygamber efendimizin dayıları olan Neccâroğullarından Ebû Eyyûb-i Ensârî hazretlerinin evine yakındı. Peygamberimiz, bu zâta misâfir oldu. Ensâr (Medîneli Müslümanlar) dîni için vatanını terk eden muhâcir kardeşlerini barındırdı, evlerine misâfir etti, iş buldu, mülklerinden yer verdi ve her yardımı yaptı. -devamı var- *Huzur
Alıntı
Kendi kanının tadından sarhoş olur.
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiş- tir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sev- dikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğne- meye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o ya- ralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle ka- rışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlii kendi kanına doyamaz ve engel olun- mazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hurs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarfoş olur. Livaneli
*HİCRET - 3* *Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa önüme çıksın* Bu arada Hazret-i Ömer bir gün kılıcını kuşandı, yanına oklarını ve mızrağını alıp Kâbe'yi açıkca tavâf etti. Orada bulunan müşriklere yüksek sesle şunları söyledi: "İşte ben de dînimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın." Böylece Hazret-i Ömer ve yanında yirmi kadar Müslüman güpegündüz açıktan Medîne'ye doğru yola çıktılar. Onun korkusundan bu kâfileye hiç kimse dokunamadı. Daha sonra Eshâb-ı kirâmdan diğerleri de hicrete devâm ettiler. Bu arada Hazret-i Ebû Bekr de hicret için izin istedi. Resûlullah efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm"; *"Sabreyle. Ümidim odur ki; Allahü teâlâ bana da izin verir. Berâber hicret ederiz."* buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr; "Anam babam sana fedâ olsun. Böyle ihtimâl var mıdır?" diye sordu. Resûlullah da; *"Evet vardır."* buyurunca sevindi. Sekiz yüz dirhem vererek hemen iki deve satın aldı. Beklemeye başladı. Nihâyet Mekke'de Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebû Bekr, Hazret-i Ali, fakirler, hastalar, ihtiyarlar ve müşriklerin hapsettiği kimseler kaldı. Diğer taraftan Medîneliler (Ensâr), hicret eden Mekkelileri (Muhâcirleri) çok iyi karşılayıp, misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi. Resûlullah'ın da hicret edip, Müslümanların başına geçeceği ihtimâliyle Mekkeli müşrikler telâşa kapıldılar. Mühim işleri görüşmek için bir araya geldikleri Dârünnedve'de toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Bu toplantıya şeytan da "Şeyh-i Necdî" yâni Necdli bir ihtiyâr kılığında, düzgün kıyâfetli olarak katılmıştı. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Hiç biri beğenilmedi. Kendisine söz verilen Şeyh-i Necdî kılığındaki şeytan onlara; "Sizin
Alıntı
1- Rasûlüllah (Sas) e bir adam getirdiler ve kendilerine ait olan bir deveyi çaldığına dair onun aleyhine şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kișinin elinin kesilmesini emretti. Bu durum üzerine adam dönüp giderken bir yandan da: "Ey Allâh! Salâtlarından hiçbir şey (eksik) kalmayacak kadar Muhammed'e salât eyle. Bereketlerinden hiçbir şey (eksik) kalmayacak kadar Muhammed'e bereketler ihsan eyle. Selamlarindan hiçbir şey (eksik) kalmayacak kadar Muhammed'e selam eyle" diyordu. Tam o sırada çalındığı iddia edilen o deve dile gelerek “Yâ Muhammed! Şüphesiz bu kişi beni çalma suçundan beridir' deyince Nebî (sas): "O adamı bana kim getirecek?' buyurdu. Bunun üzerine Bedr ehlinden yetmiş kişi süratle davranarak onu Rasûlüllâh (Sas)e getirdiler. Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ey adam! Sen biraz önce dönüp giderken ne dedin (de bu deve dile geldi)?' diye sorunca o kişi söylemiş olduğu salevâtı kendisine haber verdi. O zaman Nebî (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): Demek onun için baktım melekler Medîne’nin sokaklarını yara yara (üzerime doğru) geliyordular, neredeyse melekler benimle senin arana girecektiler. Ey adam! Sen Sırat köprüsünden geçerken (okuduğun bu salevâtın faziletinden dolayı) elbette yüzün dolunay gecesindeki aydan daha aydın olacaktır' buyurdu.' (Taberani ed dua no: 1055 1054 1/322)