Himar: Merkep. Eşek... Hımâr: Kadınların başlarına sardıkları bez... Hımâre: Ayak üstü. Havuzun etrafına konan taş. Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar.
Hammâr: Eşekçi... Hammâr: Mürşid, şeyh, kılavuz. Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci... Mey: Şarâb, içki... Mey’: Eriyip akma... Mey’a: Bir şeyin ilk zamanı. Tazelik vakti. Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi... Mâyi’: Akıcı. Akıcı madde... Mâye: Damızlık. Esas. Temel. Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi için konulan madde. Para, mal. Güç. İlim. Dişi deve... Ma’y: Su arkı. Su mecrası.
Hamîr: Eşekler... Hamîr(e): Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri... Hamîr: Hamur... Hamîre: Hamur içine katılan maya... Hamr: Ekşi. Şarap. Birine bade içirmek. Bir hususu söylemeyip setreylemek, örtmek, saklamak... Hamr: Yüzmek... Hamrâ: Yüzü kızarmış kadın. Arab olmayan cinsten. Şiddetle olan ölüm. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl. Çok kırmızı, kızıl renk.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları