VÂRİDAT: CEMEL VAK'ASI...
Hazret-i Osman devrinde gevşek tutuma en acı itirazlarda bulunanların başında Hazret-i Aişe vardı. O kadar ki, bir gün, Kâinatın Efendisi’ne âit gömleği ve saç kıllarını gösterip, şöyle haykırmıştı: “Onun bıraktığı gömlek ve saç kılları eskimedi; lâkin Şeriatı eskidi!” Hazret-i Aişe hac için gittiği Mekke’den Medine’ye dönerken, Osman’ın öldürüldüğünü ve yerine Hazret-i Ali’nin seçildiğini haber alınca müthiş bir teessüre uğramış ve hemen Mekke’ye dönüp, bu defa, Peygamber yakını sıfatıyla Osman’ın kanını güden ilk şahsiyet olmuştur. Hazret-i Osman tarafından tâyin edilmiş olan Mekke Emiri de, Hazret-i Aişe’ye katılmıştı. Medine’den Mekke’ye kaçan öbür Emevîler de Hazret-i Aişe’nin etrafında... Nihayet kısa zamanda Mekke, başka taraflardan da gelen yardımlar ve katılışlarla Hazret-i Ali aleyhinde “Osman’ın Kanı” vesilesiyle, gittikçe kabaran bir ihtilâl kaynağı... Talha ve Zübeyr ki, Hazret-i Osman’ı sağlığında en sert tenkitlere hedef tutan iki büyük sahabi, şimdi onlar da, “Osman’ın kanı” dâvasının mihrakı etrafında Hazret-i Ali’ye aykırı... Hazret-i Talha şöyle konuşuyordu: “Osman’ın kanını gütmek dâvasında gerekirse kendi kanımı da feda edebilirim!” Talha ve Zübeyr’in de Mekke’de Hazret-i Aişe’ye katılışı ve hareketi düzenleme yoluna girişi, birdenbire Hazret-i Ali’ye karşı en tehlikeli davranış mahiyetini alıyor ve merkezini Mekke’de kuruyordu... Hazret-i Aişe’nin ilk sözü şu oldu: “Hemen Medine üzerine yürüyelim!” Fakat bu teklifi uygun görmediler: “Medine Ali’ye biat etmiştir ve bağlıdır; oradan bir mukavemet geleceğine şüphe yoktur. Bizimse Medinelilerle vuruşabilecek kuvvetimiz mevcut değil... Şam taraflarına göçsek ve oradan merkeze doğru harekete geçsek daha uygun olur!” Bu fikre de itiraz ettiler: **“Şam tarafına Muaviye
Vâridât: Cemel Vakâsı, ″DERYA KARACA AHMED″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Cemel ve Sıffin Savaşları
HİMAR, HAMMAR, HAMÎR...
Himar: Merkep. Eşek... Hımâr: Kadınların başlarına sardıkları bez... Hımâre: Ayak üstü. Havuzun etrafına konan taş. Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar. Hammâr: Eşekçi... Hammâr: Mürşid, şeyh, kılavuz. Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci... Mey: Şarâb, içki... Mey’: Eriyip akma... Mey’a: Bir şeyin ilk zamanı. Tazelik vakti. Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi... Mâyi’: Akıcı. Akıcı madde... Mâye: Damızlık. Esas. Temel. Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi için konulan madde. Para, mal. Güç. İlim. Dişi deve... Ma’y: Su arkı. Su mecrası. Hamîr: Eşekler... Hamîr(e): Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri... Hamîr: Hamur... Hamîre: Hamur içine katılan maya... Hamr: Ekşi. Şarap. Birine bade içirmek. Bir hususu söylemeyip setreylemek, örtmek, saklamak... Hamr: Yüzmek... Hamrâ: Yüzü kızarmış kadın. Arab olmayan cinsten. Şiddetle olan ölüm. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl. Çok kırmızı, kızıl renk.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Reklam
"Hânım," diyerek başlar sözüne. "Kara otağ bir işarettir, Bayındır Han da yolumuza yalnızca bir sebeptir. Sebepler acun kanunudur. Tez alaca çadırını yeryüzüne diktir. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan da koç kestir. Oğuz'un tüm beylerini otağına topla. Aç görürsen doyur, aciz görürsen merhamet eyle, çıplak görürsen giydir. Tepe gibi et yığdır, dağ gibi bulgur dövdür, göl gibi kımız sağdır. Dile, dile; olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize gürbüz bir erkek evlat verir."
Sayfa 26
Alıntı
Kafası kuma gömülü deve kuşu bir bak olana bitene
“Vaktiyle büyük bir devenin bir başı varmış Başsız deve olmaz ya, masal, neyse" ..
Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim.
Sayfa 199·Kitabı okudu
Alıntı
Ali Ecevit Tarhan on yaşında çocukluğunu kaybetti. Firuze Akın onsuz üç yıl sabretti, yalnızca ışığını feda etti. Sonra al sattı bal sattı, dere tepe düz gitti, develer pire, pireler deve oldu, usta öldü, ballar bitti, Firuze on yaşına geldi; çocukluğunu kaybetti. O vakte kadar yalnızca içinde özlem vardı.
Alıntı
Reklam
Reklam