Esas tanışmanın vedalaşırken yaşandığını. Hep diğer ihtimalde aklımızın kalacağını ama neyi seçersek seçelim bu dünyanın sonsuz saadet yurdu olmadığını. Konuşarak çok az şeyi anlatabileceğimizi, aslında anlatmak diye bir şey olmadığını. İnsan olmanın sancısını duymanın pek çok galibiyetten yeğ olduğunu anlarız. Küçümsediğimiz, burun büktüğümüz nice sahnenin içinde başrol oluveririz bir sabah ve denir ki:Üç iki bir, kayıt!
Reddettiğimiz, tümüyle yok saydığımız yönlerimizi paşa paşa tanımak zorunda kalırız. Zaaflarla, sorunlarla, yanlışlarla; iyi ve kötü yanlarımızda bir bütün olarak insan olduğumuzu anlarız. Ben şöyle biriyim diye başlayan cümlelerin tırı vırı olduğunu; nasıl biri olduğumuzu anlamak için kaç sefer boyumuzun ölçüsünün alınacağını, tek bir yönden ve durumdan ibaret olmadığımızı.
Elbette her koşula göre değişerek de insan olunmaz fakat insan olmak, sürekli olarak değiştiğimizi, güçlü ve zayıf yönlerimizin aynı kalmadığını kabullenmekle kaim. Bir rüzgâr eser ve toz olur uçar üzerinden bütün kara parçalarının. Belki de havaya kalkan tozlardan dağ olur ve o dağın altında kalırız. Hayat bu sana, hangi dağın ne zaman başına geçeceğini bilemezsin, bilemeyiz.