İLGİ DUYDUĞUNUZ ALANA GÖRE ÖNERİLER.
İlgili Alanlar: Psikoloji, mitoloji, botanik, felsefe, dil ve kökenleri, müzik, sanat tarihi, gastronomi, edebiyat. 1. PSİKOLOJİ 📚 Kitap İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl (Toplama kampı deneyimlerinden doğan, varoluşçu psikoterapinin temel taşı.) Hafifçe Bir Silkinsek? – Engin Geçtan (Türkiye’nin en değerli psikiyatristlerinden, insan ilişkileri ve çağın getirdiği yabancılaşma üzerine.) Düşünme, Hızlı ve Yavaş – Daniel Kahneman (Zihnimizin kararları nasıl aldığını ve bilişsel yanılsamaları anlatan Nobel ödüllü başyapıt.) 🎬 Film Shutter Island (Zindan Adası) – Yön: Martin Scorsese (Algı, travma ve savunma mekanizmaları üzerine kusursuz bir psikolojik gerilim.) Memento (Akıl Defteri) – Yön: Christopher Nolan (Anterograd amnezi [yakın hafıza kaybı] ve kimlik inşasını ters kronolojiyle işleyen bir yapıt.) Persona – Yön: Ingmar Bergman (İnsan ruhunun maskelerini [persona] ve kimlik çözülmesini anlatan sinema klasiği.) 🎙️ Podcast Merdiven Altı Terapi – Deniz Dülgeroğlu Anlam Arayışı – Umut Ateş Hidden Brain – Shankar Vedantam (NPR) (İngilizce; insan davranışlarının arkasındaki bilinçaltı kalıpları inceliyor.) 📄 Makale / Akademik Eser "Grup Psikolojisi ve Ego Analizi" – Sigmund Freud "Kitlelerin Psikolojisi" – Gustave Le Bon (Kitle davranışlarını anlamak için temel metin.) "The Magical Number Seven, Plus or Minus Two" – George A. Miller (İnsan hafızasının sınırlarını belirleyen, bilişsel psikolojinin en ünlü makalelerinden biri.)
MÜRTEDİN KATLİ MESELESİ... (2)
8) Soru: Mürtedin katli meselesi "fikir özgürlüğüne" zarar vermiyor mu? Fikir özgürlüğü artsa İslâm'ın yayılmasına hizmet olmaz mı? Buradaki taviz bize aslında zafer getirmez mi? el-Cevap: Ben bidâyet-i İslâm'da öngörülmemiş bir zaferi bizim heveslerimizle keşfedebileceğimizi zannedemiyorum. Yâni, eğer mürtedlerin özgürce yaşamasına izin vermek İslâm'ın yayılmasına hizmet ediyor olsaydı, Aleyhissalâtuvesselâm da yaşamalarına izin verirdi. İslâm'da da bu iş caiz olurdu. Böyle olmamışsa bizim akıl yürütmemizde hatâ var demektir. Açıklıkla itiraf edelim. Üstelik bu tarz tefekkürlerin "insan tasavvuru" da bana arızalı görünüyor. Öyle ya: İnsan (en azından her insan) bir şey mantıklı diye hemen yola gelen bir canlı değildir. Ya? Seçimlerinin meşruiyetini inşa edebilen bir canlıdır. Cerbezesi vardır. En tehlikeli yanı da budur. Sözgelimi: Bir delikanlıya zinanın günah olduğunu anlatın. Sonra da onu alıp bu denîyetin bollukla işlendiği bir ortama bırakın. Bir gün, iki gün, üç gün, bir hafta, bir ay, bir yıl. Bakınız: Çok zordur kendisini tutması. Yüz kişide deneseniz belki birinde muvaffak olursunuz. Belki o kadar da olamazsınız. Çünkü o delikanlının aklı doğruyu dinlerken nefsi de yanlışı dinliyor olacak. Hattâ dinlemek de değil. İçinde yaşıyor olacak. Kapılacak. Bu hâl onu öyle bir duruma getirir ki, Allah korusun, belki gün gelir size "zinanın günah olduğu bir dinde kalmayacağını" söyler. Evet. Nefis yeterince manipüle edilirse, bu imkân verilirse, artık dizginleri tutulamaz olur. Aklın "Yapma! Etme! Gitme!" demesine aldırmaz olur. Hattâ direksiyonunu nefis ele geçirir. Kendi yolunun meşruiyet taşlarını döşer. Günahının felsefesini, savunusunu, tebliğini üretir. **İşte mürtedin kafası da böyle çalışır. Yalnız zehirlenmez. Zehirlemeye de gayret eder.
Din İslam
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayvanın dahi türüne kolay kolay zarar vermediği bir dünyada, yavrusunu bağrına basıp koruduğu bir dünyada; çocukların istismar edildiği, ellerinde kafa tası gezdirilerek oynatıldığı, kesildiği ve yenildiği bir türü ben değil insan, canlı olarak dahi kabul etmiyorum. Eski hikâyelerde canavarlar açıktı. Dracula kan emerdi, Godzilla yıkardı, Grendel saldırırdı. Kötülük görünürdü. Kaçmak mümkündü. **Bugünün canavarları ışıltılı salonların grand tuvaletli, kravatlıları. Bugünün canavarları milyonları yöneten devlet başkanları.** Kimden kaçayım? Kime kimi şikâyet edeyim? Biri hakkını yerse hukuka gidersin; peki ya hukuk katilse nereye gidersin? Canını, namusunu, kimliğini devlete emanet edersin; peki ya devlet başkanları pedofiliyse? Ya devlet başkanları Baal putuna insan kurban eden kan emicilerse, o topraklara nasıl devlet dersin? Her çağın bir imtihanı vardır. Vallahi bu çağın imtihanı “insan kalmaktır”! Zulüm arşa dayandı! Cehennem bu zalimlerin hırsıyla şahlandı! İnsan Endüstrisi diye murdar bir sektör peydahlandı. Bu sektörün ürünü; insanın bedeni, eti, tümden varlığıydı! Dünyanın en büyük endüstrisi ve para kaynağı; petrol mü, altın mı, savaş mı, silah mı? Hayır! Dünyanın en iğrenç ama bir o kadar da en fazla tutan endüstri çeşidi, bu çağın asıl hammaddesi insandı! Bu endüstride insan bir özne değil, işlenebilir bir kaynaktı.
1000k
Hikayede Niyet (Umut)
‎ ‎ ‎Tek kullanımlık bir şişeye su doldurdu, sırt çantasına okumaya devam ettiği kitabı ve suyu koydu. Camların hepsini kontrol etti, kafesin kenarındaki kuş yemine baktı; çok az kalmıştı. Apartman girişindeki yeni kesilmiş su faturalarını, patlatılmış konfeti gibi yerlerde uçuşurken gördü. Belli, hava rüzgârlıydı; “nasıl olsa ödemeyeceğim” diyerek almaya yeltenmedi. Montunu fermuarladı, durağa doğru yürümeye başladı; bir yandan da sokağı dinliyordu. ‎ ‎Durak kalabalıktı. İlk gelen otobüse bindi, şoför kapıyı kapattı. Kapı ağzı oldukça doluydu, arkaya doğru yürümek istedi. Önündeki kadına “Bayan, biraz ilerler misiniz?” dedi sessizce. “Bayan değil, hanımefendi,” dedi kadın. “Hanımefendi, geçebilir miyim?” dedi. “Buyur, geç,” dedi kadın. Teşekkür edip arkadaki boşluğa geçti. İkisinin de uzayda kapladığı yer aynıydı hâlbuki, ona göre. Bir durak sonra arka kapıdan inenler oldu; cam kenarına oturup “oh be,” dedi, “tekkeyi bekleyen çorbayı içer.” İnene kadar da kitabını okumaya devam etti. ‎ ‎Mısır Çarşısı’ndan geçip Çiçek Pazarı’na girdi. Dışarıdaki kafeslerde duran muhabbet kuşlarına bakarak gezindi. Bir dükkânın önünde durdu; kafasını kanadının altına sokmuş uyuyan bir kuşu, işaret parmağını kafesin tellerinden içeri sokarak uyandırmak istedi. “Maviş, sen beni bıraktın ama ben seni unutmadım,” dedi. Kuş hâlâ tepkisizdi. “Uyu sen, uyu,” dedi, “zaten o sen değilsin.” Kapıya gelen genç satıcı, dalga geçer gibi “Abi, içeride ele gelen ve konuşanlar var, bak istersen,” deyince, “Ele geleni seviyorum da konuşanları çok sevmiyorum,” dedi. Satıcı bardağındaki son yudum çayı içip dibini de kaldırıma doğru döktü, içeri girdi. ‎ ‎Etraf her zamanki gibi çok kalabalıktı; inci kefali gibi kalabalığın içine daldı. Çantasından suyunu çıkarıp bir yudum içti. Karşısındaki tabeladaki büyük
Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir? - Yaşama! - Ya bileydim? Yazar: Mıydım Hiç: Şiir. ** ekinler çocukların en rahat uykuları ** gece ayakları kokan bir adam gibi gelir eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar o serin bereket gölgeleri çocuklar yani çocuk o güzel tüccar ** ölüler beni ölüme yakıştıramaz gibi hâlâ saçlarımda tozlu bir akşam. ** Bak, ölüm güzü kıskanıyor şimdi ıssızdır onun sevimli kedisi ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor. uzayor defterine uğrayan kan lekesi ** senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran içli taşra kızların, gizemli eviçleri kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan o denize açılan ellerin nerede şimdi ** mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin güze el değdirmeyen ellerin nerde? **
Gün Zileli (d. 1946), Türk yazar, anarşist düşünür ve 1968 kuşağı siyasi hareketlerinin önde gelen isimlerindendir. Kitaplarında ve yazılarında, kendi militanlık geçmişi, siyasi eleştirileri ve anarşist görüşleri ön plandadır. İşte Gün Zileli'nin anıları, siyasi eleştirileri ve hayata dair görüşlerini yansıtan bazı önemli sözleri: Siyasi Duruş ve İlkeler Üzerine Zileli, siyasi geçmişindeki hataları sorgularken, ilkelere ve dürüstlüğe vurgu yapar: * "Siyasi ve ideolojik zemin kaygandır. Bu kaygan ortamda insan çeşitli hatalar yapabilir ama önemli olan, ayağımız kaysa da düşmemek, düşsek bile ikbal için karşı tarafa geçmemektir." * "Hiçbir şey tam olarak ak ya da kara değildir." * (Bu söz, ideolojik yargılamaların karmaşık gerçekliği basitleştirmesine karşı çıkan eleştirel duruşunu özetler.) * "Özgürlükte görecelik diye bir şey olmaz... O somut anda ağzı tıkanan kim, ben ona bakarım." * (İfade özgürlüğü konusundaki anarşist ilkesini yansıtır: Özgürlük, güçlülerin değil, zayıf ve susturulanların hakkı olarak savunulmalıdır.) Geçmiş ve Devrimcilik Üzerine Yazar, özellikle otobiyografik eserlerinde (örneğin Havariler ve Çanlar), gençlik yıllarındaki devrimci hareketleri ve bu hareketlerin sonuçlarını derinlemesine sorgular. * "Her şeye rağmen güzel günlerdi ve bütün güzel günler gibi onlar da nihayet buldu." * (Geçmişteki devrimci mücadele yıllarına duyulan karmaşık nostaljiyi ve bitişi ifade eder.) * "Büyük bir yangın her yere bulaşabilir." Hayat ve İnsan Olmak Üzerine * "Hakikat olduğu zamansa hayatın zaten bir şaka olduğunu düşündüm. Her şaka bir hakikatin ifadesidir." * "Ölümle cebelleşen, göç eden insanlar ağırlıklarını ata ata ilerler, geride bırakamadıkları tek ağırlık bedenleridir. O ağırlıktan vazgeçemezler bir türlü. Her şeye rağmen sürüklerler.