“Hu (O) tenzihtir.
Ene (Ben) ve Ente (Sen)
ise teşbihtir. Teşbih oldukları İçin ne Ene ne de Ente, Allah olamaz, ama O’nun gibi olabilirler. Ene de, Ente de Hayy esmasıyla geldiklerine göre, O, sende de vardır, bende de... Her zerrede bulunan bir varlığa gidip, çok uzaklarda aramak anlamsız olduğu İçin, O’nu herkes kendinde aramalıdır.”
Fani Efendi.
Fânî Efendi’nin bu sözü, tasavvufta özellikle İbnü’l Arabî çizgisinde sıkça karşılaşılan tenzih–teşbih dengesini anlatmaktadır.
~Hu (O) → Allah’ın mutlaklığına işaret eder. Bu yönüyle tenzihtir. Yani Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir kayıtla kuşatılamaz.
~Ene (Ben) ve Ente (Sen) → yaratılmış varlıkların dili ve bilincidir. Bu yönüyle teşbihtir. Çünkü Allah’ın isim ve sıfatları bu varlıklarda görünür hale gelir.
Kur’an’da:
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ 11)
Bu ayet tenzihtir.
Ama aynı Kur’an’da:
“Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kaf 16)
Bu da teşbihtir.
Tasavvuf ehli, hakikatin ancak bu iki bakışın birlikte anlaşılmasıyla kavranacağını söyler.
“Ne Ene ne de Ente Allah olamaz”
Burada Fânî Efendi, önemli bir sınır çizer.
İnsan:
-Allah değildir.
-Allah’ın bir parçası değildir.
-Allah’a dönüşmez.
Fakat Allah’ın isimleri onda tecelli eder.
Mesela:
-Hayy ismiyle canlıdır.