Anasının babasının yenecek malı kalmasa, içindeki kör istekler de biriktikçe birikse, bu adam bir evin duvarını delmeye, gece yarısı evine dönen birinin sırtından kaftanını almaya, bir mabedi soymaya kalkmaz m.ı?
Sayfa 322·Kitabı okudu
Kayıp Antlaşma – Detaylı Özet (Spoilerlı) Kayıp Antlaşma, Sherlock Holmes'un en ünlü ve en karmaşık vakalarından biridir. Hikâye, bir cinayetten çok uluslararası siyaseti ilgilendiren bir casusluk vakasıdır. Kaybolan belge, Avrupa'da savaş çıkarabilecek kadar önemlidir. Olayın Başlangıcı Hikâye, Dr. Watson'ın eski okul arkadaşı Percy Phelps ile başlar. Phelps, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan parlak bir devlet memurudur. Nüfuzlu bir akrabasının desteğiyle önemli bir göreve getirilmiştir. Bir gün kendisine son derece gizli bir belge emanet edilir. Bu belge, İngiltere ile başka bir Avrupa devleti arasında yapılan çok önemli bir denizcilik antlaşmasıdır. Belgenin yabancı devletlerin eline geçmesi büyük bir diplomatik krize yol açabilecektir. Phelps'in görevi, antlaşmanın bir kopyasını çıkarmaktır. Belgenin Kayboluşu Gece geç saatlerde ofiste tek başına çalışan Phelps, uzun ve yorucu bir kopyalama işi yapmaktadır. Bir süre sonra kahve istemek için görevliyi çağırır. Ancak görevli gelmeyince aşağı iner. Birkaç dakika sonra odasına döndüğünde masadaki antlaşmanın kaybolduğunu görür. Odaya giren veya çıkan kimse görülmemiştir. Belge adeta havaya karışmıştır. Bu olayın ardından Phelps büyük bir şok geçirir. Kariyerinin mahvolacağını düşünür ve ağır bir sinir krizi geçirir. Aylarca yatağa bağlı kalır. Holmes Soruşturmaya Başlıyor Watson, hasta arkadaşının isteği üzerine Holmes'u davaya dahil eder. Holmes önce Dışişleri Bakanlığı'ndaki olay yerini inceler. Sonra Phelps'in iyileştiği kırsaldaki eve gider. İlk bakışta herkes belgenin yabancı ajanlar tarafından çalındığını düşünmektedir. Fakat Holmes bazı ayrıntıların buna uymadığını fark eder. Belge çalındıktan sonra hiçbir devlet tarafından kullanılmamıştır. Eğer profesyonel bir casus çalmış olsaydı belge çoktan
Alıntı
Reklam
Daha 16. yüzyıl ortalarında, özellikle Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid olayları sırasında, Anadolu'da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacı ile rakip şehzâdeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci, yevmlüler, levendler adı ile bu kargaşayı desteklerken, öbür yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve maʻzul sipahiler, bu kaynaşmanın ön safında ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan, ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıcalıklarından yararlanmak isteyen, fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı, sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanıyor, yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çetelerini kuruyorlardı. Eskiden Anadolu'nun fazla nüfusu için Balkanlar, bir taşma ve göç bölgesi idi, uclar ise askerî hizmete girmek isteyenlerin gönüllü, garip-yiğit adı ile koşuştukları bir er meydanı idi. 16. yüzyılın ikinci yarısında, bir yandan Avrupa'da yayılma durakladı; yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü; öbür yandan, yukarıda söylediğimiz gibi, büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Fakat birçok belirtiler, bu varsayımı doğrulamaktadır. Kıbrıs'ın fethinden sonra, 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanlas Anadolu, Karaman, Rûm, Zulkadı-riyye (Dulgadır) vilâyetlerinde, toprak sıkıntısı çeken, vergi tahrir defterlerine yazılmamış olan, bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan, toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar, şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs'a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Böylece, yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler, 5.720 hâne olarak saptanmıştır. Bunun yanında, kendi isteği ile
Sayfa 191 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Yavuz, İran ve Memlûklerle mücadelede yeniçağa özgü ekonomik çarelere de baş vurdu. Şah'a karşı sefere çıkarken İran'la ipek ticâretini yasak etmiş, Bursa'da İranlı ipek tâcirlerini tutuklatmış, Rumeli'ye sürdürmüştür. İran'la ipek ticaretini yasaklarken İran ekonomisinin can damarını kesmeyi umuyordu. Zira o zaman İran'ın Batı'ya ihraç ettiği en önemli ticaret malı ipek, bu memleketin altın ve gümüş ihtiyacının ana kaynağı idi. Selim, Memlûklere karşı harekete geçerken de Çerkezistan'dan köle ticâretini önlemeye kalkışmıştır.
Sayfa 139 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Osmanlılar, vakıfları sıkı devlet kontrolü altına almıştı. Eskiden olduğu gibi, kişiler şimdi sadece kadı'nın tanzim ettiği vakfiye ile vakıf tesis edemezlerdi. Bunların mutlaka merkezî hükümete tescil ve tasdik ettirilmesi lâzımdı. Her pâdişah culûsunda bu vakıf belgelerini kontrol ettirir, kendi adına berat verir veya nesh ederdi. Hıristiyan vakıfları da aynı kontrole tâbi idi. Fâtih, Trabzon'da manastırlara ait vakıfları kaldırmış, fakat Athos (Aynaroz) dağındakileri tasdik etmişti. İstanbul'un imarından önce Bursa, İznik, Gelibolu, Edirne, Filibe, Sofya, Serez, Ferye, Üsküp, Yenişehir, Manastır, Silistre gibi şehirlerin Osmanlı idaresinde birer Türk Müslüman şehri olarak süratle gelişmesi ve imarı nasıl vakıf sayesinde olmuşsa, İstanbul da aynı yolla bir Türk şehri olarak yeniden imar edilmiştir. İstanbul imarı hakkında Türk şehir yapıcılığının bir örneği olarak biraz ayrıntı vereceğiz. Fâtih, 1459 yılında bütün büyük ricali toplayarak şehrin değişik yerlerinde vakıflarla imâretler, imar merkezleri vücuda getirmelerini istedi. Kritovoulos'a göre Fâtih, kendisi Yeni Saray'la büyük camiinin inşasını bu tarihte emretti. Veziriâzam Mahmud Paşa, sultanı izleyerek İstanbul'un en gözde alışveriş merkezi olarak bugüne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini vücuda getirdi. Burada cami, medrese, imâret yaptırdı ve bu hayır tesislerine gelir temin etmek üzere hamam, çarşı ve han gibi ticarî tesisler yaparak vakfetti. Aynı şekilde, zamanla diğer vezirler de bugün İstanbul'un belli başlı mahallelerini teşkil eden siteler kurdular. Bunların en mühimleri Hoca Paşa, Gedik Ahmed Paşa, Murad Paşa, Davut Paşa mahalleleridir. Fâtih kendisi, yaptırdığı camiin etrafında meşhur sekiz (Semâniye) medresesini, çocuklar için bir mektep, Dara't-tâlim, bir hastane (Dâru'ş-şifa), fakirler ve
Sayfa 126 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Fâtih'in kanûnların ve nizamların uygulanmasında ve devlet çıkarlarıyla ilgili meselelerde fazlasıyla sert ve şiddetli hareket ettiği bizzat çağdaşları tarafından ifade edilmiştir. Kanûnun uygulanmasında kendi oğulları için bile ayrıcalık tanımazdı. Kanûnun ve adâletin tam yerine getirilmesi, sonuçta hükümdarın iradesinin ve otoritesinin tam uygulanması demekti. Bununla beraber özellikle mâlî sahada aldığı ve sert bir şekilde uyguladığı radikal önlemlerin onun idaresine karşı derin bir hoşnutsuzluk yarattığı, ölümünde herkesin geniş bir nefes aldığı muhakkaktır. Sağlığında, İstanbul fâtihine ve imparatorluğun enerjik kurucusuna karşı kimse karşı gelecek güçte değildi.
Sayfa 119 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam