Ne yaparsın Vasiliyciğim! İnsanın oğlu kendinden kopmuş bir parçadır, derler. Bir şahindir oğul: Canı istedi uçup geldi yanımıza, canı istedi uçup gitti... Seninle ben bir ağaç kovuğunda iki mantar gibiyiz, diz dize otururuz, bir yere gidemeyiz. Yalnızca ben kalacağım senin yanında daima... Sen de benim yanımda...''
Şöyle düşünüyorum: Bak, şu saman yığınının yanında uzanmış yatıyorum... işgal ettiğim yer öylesine küçücük, evrende bulunmadığım ve umurunda bile olmadığım alanın yanında öylesine ufacık, yok sayılacak kadar küçük ki... Ve yaşayacağım zaman dilimi benim bulunmadığım ve bulunmayacağım sonsuz zamanın yanında öylesine az ki... Oysa bu atomun, bu matematiksel noktanın içinde kan dolaşıyor, bir beyin çalışıyor, birtakım istekleri var... Ne kepazelik! ne saçmalık!
Zaman(bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı, onun çabuk mu yavaş mı geçtiğini fark etmemesidir.