Edebi olarak beğendim diyebilirim. İnsana dokunan çok şey içeren bir kitap. Bölgesel konulardan çok insanı insan yapan meselelere genççe heyecanlı bir yaklaşım içinde. Herkese okumasını tavsiye ederim
Kitap bir ailenin üç kuşaktır saplanıp kaldıkları bir döngüden bahsediyor. Döngünün kırılamamasının en büyük nedenlerinden biri konuşmamak. Herkesin kendinden bir parça bulacağı, kendi çemberlerini sorgulayacağı bir roman olmuş. Esmahan Devran İnci'nin diline bayıldım. Çok akıcı ve keyifliydi okuması.
Yazarla ve kitabıyla tanışmama BiDünyaKitap grubunun Karabük söyleşisi vesile oldu. BİDünyaKitap sayesinde böyle kıymetli bir kalemle tanışma şansını yakaladım.
Selahattin Demirtaş'ı birçoğumuz yalnızca siyasi görüşü ile tanıyoruz ve siyasi görüşümüz ya da ideolojimize göre seviyor veya sevmiyoruz. Ama ben burda size biraz "yazar" olan Demirtaş'tan bahsetmek istiyorum. Demirtaş'ın Dad ile beraber okuduğum 5. Kitabı, Leylan, Efsun, Devran ve Seheri Okurken, müthiş bir zevk almıştım o yüzden bu kitabını da çok merak ediyordum. Sonuç beklediğim gibi, içerdiği kelime oyunlarıyla okuyucusunu şaşırtıyor, mizahi ögeleri ile güldüren ve güldürürkende düşündüren bir kitaptı. Kitap 9 hikayeden oluşuyor ve beni en çok etkileyen kısımlar ise Kader ve Uçurum'du. İnce ince işlenmiş bir eser, Ben çok beğendim. keyifle okumanızı dilerim. Kitapla kalın.
Evlilik, aşk, erotizm … Sanki 1950’den sonra ilk kez açık-seçik konuşulabilmiş bu konular… Kawabatanın yarattığı izlenim japonyanın büyük çoğunluğu muhafazakar iktidar tarafından baskılanıyordu ve yıllar sonra bu devran tamamen döndü … Niçin böyle söylüyorum biliyor musunuz? Avuç içi öykülerinin hemen hepsi aynı konular etrafında kısır bir döngüde seyrediyor. Anı defteri bir nevi. Ama ne anılar. Hep aynı. Özgün 1 öykü var kalan hepsi tekrar.
Aynı kararlılık umut ve cesaretle sözünü söylemeye ediyor:
" Değişir bu düzen; döner bu devran; biz bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız!
Halk kazanacak, hak kazanacak!"
Bir insanın bir güvercinin hikâyesi üzerinden bu kadar derin bir toplum eleştirisi yapabilmesine hayran kaldım.
Bir Güvercinin Hazin Hayatı bana göre yalnızca bir roman değil; bastırılmış korkuların, susmayı öğrenmiş insanların, çocukların, annelerin ve yaralı bir toplumun psikolojik çözümlemesi gibi.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, kötülüğün bazen yüksek sesle değil; alışarak, normalleşerek büyümesi oldu. “Cinayet hep vardı ama şimdi rengi değişti” cümlesi tam olarak bunu anlatıyordu. İnsan bir süre sonra şiddete, korkuya, yoksunluğa, hatta sevgisizliğe bile alışabiliyor. Psikolojik olarak en tehlikeli nokta da sanırım tam burası: hissizleşmek.
“Elleme” üzerinden anlatılan düzen ise beni ayrıca düşündürdü. Çocukların sadece ellerine değil; merakına, sorgulamasına, doğallığına da sürekli “dokunma” denilen bir dünyayı anlattığını hissettim. Bir psikolojik danışman olarak okurken bazı satırlar bana danışma odasında dinlediğim hikâyeleri hatırlattı.
Ama kitap tüm karanlığına rağmen umudu tamamen yok etmiyor. Güvercin bazen kırılganlığı, bazen masumiyeti, bazen de hâlâ iyileşebilecek taraflarımızı temsil ediyor gibiydi.
“Devran döner, yeni dermanlar gelirdi…” cümlesi kitabın içimde bıraktığı hissin özeti oldu.
Sessiz ama insanın içine yerleşen kitaplardan biri.