Devinim..
birgün sessizce geçerse eğer bir tren gözlerinin önünden düşün ki, bir çığlıktır o. kırmızı bir öfkedir bir cumartesinin kalbinde büyüyen bir aşk kadar kırmızı. ve bir duruştur bu nihayetinde hatırla devrimi; sana iki kere iki kaç eder gibi değil çiçeği açan uçurum bahardan ne ister gibi sorular soruyorum. dönüp bakıyorsun aynada ikimize ellerini kalbime koydukça ışıldıyor gözlerin kuşlar yine eski zamanlardaki gibi cıvıldamaya başlıyor yine taş plaklar gramofonlara takılıyor bozacı geceleri bağırmaya başlıyor kadınlar pencerelerde utangaç mendilleri düşmek için sabırsız. bunları gördükçe iştahlanmıyor değil insan, içimde şahlanmıyor değil bir at işte böyle zamanlarda sus istiyorum çünkü en iyi bu şekilde konuşuyoruz seninle en iyi bu şekilde sevişiyoruz sabah ezanına dek olduğumdan farklı davranmayı ihanet gördüğüm tek yer bu sessizlik hangi bağdaş kurmuşuzda yanyana gün batımını izliyoruz elimizde sigara
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
Reklam
Ve ben, bu bağın kopmasına asla izin vermeyecektim...
55. BÖLÜM ✨️ Serkan ✨️ Benden zaman istemişti, oysa benim o yorgun bekleme oyununa dönmeye, her şey tam da güzel bir yola girmişken aramızda yeniden duvarlar örmesine izin vermeye hiç niyetim yoktu. Gökyüzü, kurşuni kasvetle çökmüştü şehrin üzerine. Hava, her an büyük fırtınayla patlamaya hazır gibi tetikte bekliyordu. Şoför koltuğuna oturduğumda zihnimdeki gürültü, dışarının fırtına öncesi sessizliğiyle yarışıyordu. Arabayı doğrudan onun evine doğru sürerken, direksiyonu sıkan parmak eklemlerimin beyazladığını fark ettim. "Hani zaman verecektin? O zaman şimdi yaptığın ne?" Bu vicdan azabı zihnimi kemiriyordu ama kalbim çoktan sokağın köşesini dönmüştü bile. Mantığımın sustuğu, sadece onun varlığına ihtiyaç duyduğum noktadaydım. Sokağa girdiğim an, görüş açıma giren parlak siyah sedan, tüm dikkatimi üzerine çekti. Gözlerim farkında olmadan o yöne mıhlandı. Arka kapıdan inen silueti gördüğümde ise damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim. Burada, ne işi vardı? Arabayı kaldırım kenarına çekip, adeta bir gölge gibi, onu izlemeye başladım. Elleri kahverengi kabanının ceplerine gömülmüş, başı İnci’nin dairesinin olduğu üst katlara çevriliydi. Ağır adımlarla ilerleyişini izlerken, içimdeki o ince sızı yavaş yavaş kontrolsüz bir öfkeye dönüştü. Kendimi frenlemeye çalıştım: "Sakin ol, hemen celallenme..." Ben bu iç savaşı yaşarken, binanın kapısı açıldı. İnci çıktı; omuzları çökmüş, başı önüne eğik... Dünyadan elini eteğini çekmiş gibi, dalgın adımlarla Haluk’un yanından geçip gitmek üzereydi. "Bak işte boşuna vesvese yaptın," diyecekken, birden durdu. Başını kaldırıp bakışlarını karşıya kilitlediğinde, ciğerlerimdeki hava yumru gibi boğazıma dizildi. Ona döndü... __Belli ki bir şeyler konuşuyorlar ve belli ki birbirlerini tanıyorlar.
1000Kitap
Acıları Uyuşturan Yoldaşlık Gülüşleri
Gözlerimizdeki acı, derin yaralar açar Ama yoldaşım, senin gülüşünle büyür umut Karanlık, korku ve savaş sarar dört bir yanımızı Bir gülüş, direnişin en güçlü sesidir. Her kahkahanın altında bir hikaye saklı Birçok acı, birçok kayıp, Ama o gülüş, düşmanın yüzüne bir tokat Yüreğimdeki yangını sarmalar Sırt sırta verdiğimizde yürürken, Yoldaşlık gülüşleri, en karanlık geceyi aydınlatır,. Zincirlerimizi kırar, korkuyu ezer Her gülüş, bir meydan okuma, bir özgürlük destanı, Ve bil ki, Gülüşlerimiz. acılara inat Bir parıltıdır, bir alevdir Mücadelemizin özüdür Bir gün tüm dünyayı saracak. UZAKLARDAKİ DEVRİM Ömer Sidar
Özgürlük Gülüşleri
Özgürlük gülüşleri yankılanır dağ başında Bir şimşek gibi çakar göğün karasına. Yeryüzủ titrer o kahkahalarda, Zincirler çözülür, duvarlar devrilir bir anda. Her bir gülüş, bir ateş, bir isyan, Kalplere işleyen bir kurşun kadar derin Toprağa düşen tohum, özgürlüğün yankısıdır. Bir çığ gibi büyür, dağılır dört bir yana. Gözlerinde parlayan o ışık, Karanlıkları boğar, geceleri deler Her adımda yankılanır isyanın sesi, Her kahkahada doğar yeni bir direniş Bir gün O gülüşler güneş olup doğacak Ve dünya, o gülüşlerle yeniden kurulacak UZAKLARDAKİ DEVRİM Ömer Sidar
Yoldan Çıkan Topluluklar - Kavli Garib Çoban
Yoldan Çıkan Topluluklar - Kavli Garib Çoban Azı çok bilmeli, onunla tanışmak için. Zira mânâ, cânın cânının cânıdır. Kırklar meclisinde bana ne kadar zor soru sorarlarsa sorsunlar, cevabını peşin alırlar. Bu zor görünen sorulara karşı, Danyal peygamberin duasıyla teheccüt vakti dua üstüne dua edilmiştir Ki ma‘nen bir idiler, her ne kadar surette iki iseler de. O, daha hoş olur ki, gariblerin sırrı, başkalarının sözü içinde söylenmiş gelsin. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Sırrı saklar ve az konuşuruz. Gönlüne Maide inenlere Allah, Kelâm sıfatı ile tecelli eder ve zatını perdeler ki, söz sahibine erişsin de perde arkasında kalmasın. Olup bitmiş olan şeyi eski haline döndürme imkanına sahip değiliz. Ve o sırlar anlatılırken, onu sadece onarabiliriz. Ama hatırlayarak değil, unutarak. Benim sözümde ise, bunların her birine on türlü cevap vardır ki, bunların hiçbiri kitapta yazılı değildir. Değmese de gözlerim gözlerine, g/özlerinle sevdiğin yerdeyim. Çok söze ne ihtiyaç var?.. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Sözden geç ki bu sevgiliyi göresin. İnsanlar sevgiyi seçemiyor artık putlarının sürüklediği hayatı yaşıyor. Hiç kimsem kalmadı derken bir kabristanda karşılaştım, kimsesizlerin kimsesiyle. Yaşamı güzel kılan; karşılıksız sevgi. Gizli kederlerin çoğaldığı yerde, dua sessiz nehirler gibi ağlıyor. Dünyanın gösterişli halleri, yapmacık çıkarcı, putperest insanları çekmiyor dikkatimi. Bana bir parça; yüreği güzel, kabirlerden ahirette buluşabileceğimiz samimi insan lazım. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Öyle ki, inandığı halde Allah’ın sıfatlarını ve âlemlerde nasıl tasarrufta bulunduğunu anlayamayanlar nerden bilsin sevgiliyi. İnsanların birbirlerinin yüreklerini
Reklam
Reklam