Elektronik televizyon oyunlarının en ilkeli olan Pong'da siyah ekranın solunda ve sağında iki beyaz çubuk ve onların arasında gidip gelen beyaz bir nokta vardır. Piçler, iki hayat kalitesi çizgisi arasında, o nokta gibi hiç zorlanmadan gidip gelebilen tek varlıklardır.
Piçlerin çocukları olmaz. Çünkü onlar kökleri çok derinlerde olan aile ağaçlarının en yukarıdaki yalnız dallarıdır. Ki o dallar yalnızlıktan kurur. İçinde yaşadıkları toplumun önlerinde saygıyla eğildiği soyadlarının sona erdiği nokta piçlerdir.
Hakan'ın hayalindeki tarikat ne Tanrı'ya gider, ne de insana. Merkezi zaman olan ve sonsuz çapa sahip bir dairedir. İçinde, televizyonda görülen hiçbir şey yoktur. Tek tanrılı ve tek kullu bir dine inanan Hakan'ın tanınması mümkün ancak anlaşılması imkansızdır. O da bunu bildiği için kendisini anlamak isteyecek insanlarla görüşmesini gerektirecek bir hayat sürdürmemekte ve bir piç olarak yaşamaktadır. Ancak tabii ki piçler yaşamaz, sadece hayatta kalır.
''Bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. Tanrı'nın parasını sakladığı bir kasa. Para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. Tanrı'nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. Ölenler harcanıyor. Kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor.''
''Eğer öyle olsaydı biz, nereden geldiği belli olamayan sahte paralar olurduk.Hiçbir yerde geçmeyen sahte insanlar.''
Pahalı saatler takan insanların zamanı değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saati sokaktaki yabancılardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuz gibi gelir.