Kitap , bizim gözümüze sokmadan, bu böyledir demeden ustalıkla bir çok konuya değiniyor.
Öncelikle ilk sayfalarda karşımıza, bizi acaba yanlış basım mı şüphesine sürükleyen yazım hataları çıkıyor. Kitap ilerledikçe bu yazım hataları kaybolmakla beraber yazım dili de daha katmanlı bir hal alıyor. Burada yazım ve konuşma dilinin bizim zihnimizin sınırlarını gösterdiğini de gözlemlemekteyiz. Charlie'nin sadece yazım dili değişmiyor elbette ki , artık yazdıklarından öz farkındalığın geliştiğini , varoluşsal sorgulamalar yaşadığını , yalnızlaştığını da görüyoruz .
Ameliyat öncesinde arkadaşı sandığı herkesin onu aslında sandığı gibi sevmediğini onunla dalga geçtiğini fark ediyor . Bunun farkındalığı arttıkça icindeki öfke ve yalnızlık artıyor .
Bütün bunlar yaşanırken Charlie'nin zekası gün geçtikçe hızla artıyor , ancak duygusal olarak olgunlaşma hızı bu eğriyi yakalayamıyor. Charlie'nin zihni bilgiyi işliyor ancak travmalarını, insanların zalimliğini, çocukluk anılarındaki yaralarını, aşağılandığı zamanları işleyemiyor.
Charlie'nin çocukluğuna dair anılarında annesi tarafından koşullu sevildiğini görüyoruz, dolayısıyla da sevilmediğini. Annesi onu oldugu haliyle kabul etmiyor ve onda kitapta da gördüğümüz bir çok yarayı oluşturuyor. Ve bunun doğal getirisi olarak da annesi ile yüzlestiğinde dahi hâlâ onun onayını aradığını görüyoruz.
Gel gelelim Algernon'a . Algernon, charlie'den önce bu ameliyatın denendiği ve en uzun süre zeki kalan faredir. Profesörlere gore bu fare sadece bir denektir, aynı charlie gibi . Bunu kitapta Charlie'nin isyanlarında çokça görmekteyiz. Ben ameliyattan once de insandım simdi de insanım , sadece laboratuvar verilerinden ibaret degilim der. Bu şekilde bilimin insanı indirgeyen yaklaşımını elestirir . Algernon bir yandan da Charlie'nin