Mesele şuydu: Gerçekten değerli şeylere ulaşmak bir tek, Parthenon Tapınağı'nın inşa edilmesi ile Roma İmparatorloğu'nun çöküşü arasındaki zaman dilimi içinde yaşamış bir avuç dâhiye mi nasip olmuştu? Yoksa Montaigne'in de vurguladığı gibi gerçek aslında hepimize aynı mesafede mi duruyordu?
Anlaşılmaz bir düzyazı çoğunlukla entelektüelliğin değil tembelliğin göstergesidir; kolayca okunan bir yazıysa asla kolayca yazılmamıştır. Ya da böyle anlaşılmaz bir yazı kaleme alan yazar içerikteki eksikliği gizlemek istiyordur; anlaşılmaz olmak söyleyecek hiçbir şeyi olmayan için benzersiz bir korunaktır:
Tabii, karşımıza çıkan bütün engelleri öylece kabullenmiş olsay- dık, insanlık bugün çok daha az başarı elde etmiş olurdu. Yaratıcılığımızı körükleyen en önemli şey, "Bu böyle olmak zorunda mı?" sorusudur.
Asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.