Tanrı gibi hissetmek Tanrı’ya yakın olmanın bir fısıltısı mı?
Ve eğer, zamanın başlangıcı yoksa
Doğumumuzdan önceki uzun zamanda ruhumuz dönüşümü nerede var ediyordu, nereye koşuyorduk, nerede sevişiyorduk her şeyden habersiz?
Çıplaklığından utanmıyorum,
Belki de ellerin yüreğime karşı deniz gibi saydamdır
Ve gözyaşlarım varoluşun en ince adımıdır
Çünkü Tanrı sanatını şefkatlice, çırılçıplak yarattı
İnsan dünyaya indiğinde kirli hissettiğinden mi örtündü, Tanrı çıplaklığa sanatla bakacağımızı düşünürdü oysa,
insanlar sakladı, gizledi tüm uzuvlarını, çünkü gururlarından kaybedecek çok şeyleri vardı.
Benim yonttuğum heykeller dünyaya düşen insandan çok daha şehvetli, sıcak, şiirsel;
Çünkü ben sadık kalıyorum Tanrı’ya
Özümü kaybetmiyorum, hiçbir şeyi değiştirmiyorum
Şiir yazıyorum tüm çıplaklığımla
Zamanın başlangıcı yoksa, neden yaşlanıyoruz hâlâ?
Tanrı gibi;
“Ben de her zaman vardım” diyeyim gökyüzüne!
Ama devrimiz geçecek, öleceğiz ve kaybolacağız muhteşem deniz kıyısındaki altın kumlar gibi
Benim tek gayem okyanus gibi kudretli olmaktı,
Tanrı’ya yaklaşmak
Bu bir başkaldırı değil, ego değil, okşamıyorum namussuzca benliğimi
Sadece o’na yaklaşmak istiyorum, içimdeki varlığını yüceltmek istiyorum, kendi Tanrım olmak istiyorum ruhumun sonsuzluğuyla
Sana hiç söylememiştim; “sen ve ben, tek kişiyiz.”
Bilim için zor, bilimden ötesi için tek kural.
İnsan Tanrı’yı kendisi yaratır, zira bu denli bir başlatıcı, bağışlayıcıyı yok sayan bir felsefe olmamalıdır