@dexforte
drink tea read books be happy
Aslında insanların hepsi câhildir. Âlim, mutlak mânâsıyla ancak Cenâb-ı Hak’ tır. Bunun mânâsı bir insanın cehli azalttığı nisbette üstün bir hayat yaşamaya muktedir olabileceği gerçeğidir.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gerçekten Batı Âlemi’ nde apartmanlarda sadece fakir insanlar oturmaktadır. Bu durum Almanya, Fransa, İngiltere ve hatta Amerika gibi gelişmiş Batı ülkelerinde aynen böyledir. Zenginler geniş bir bahçe içine inşâ edilmiş villâlarda otururlar. Apartmanları ise, çoktan bu ülkelerde yaşayan fakirlerle mültecî zencilere bırakmış bulunmaktadırlar. Bu durumu dikkate alarak bizde de bir zihniyet değişikliğine gitmek ve hiç olmazsa imkânları olan kimseleri apartmanda yaşamak hastalığından kurtarmak lâzımdır.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Diğer taraftan mîmârî de, mûsikî gibi insan rûhuna şekil veren bir -belli belirsiz- telkin vâsıtasıdır. Sefer tası gibi üstüste dizilmiş apartman katlarında yaşamanın insanların ruh sağlığına îrâs edeceği zararlar da saymakla bitmez. Meselâ alçak tavanlı ve küçük odalı dâirelerin de rûhî inkıbazlara âmil olacağı îzâhtan varestedir. Neden mümin bir insan bir yüce mâbede girdiği zaman ferahlık duyar?! Çünkü onun yüksek kubbesi ve tevhid akidesine göre şekillenmiş olan mîmârî tarzı rûhî taleplere muvâfık düşer. Huzurun sebep ve kaynağı budur.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Apartmanlar...
Tabiatla haşir neşir olmayı ve komşuluk münâsebetlerini imkânsız kılan bugünkü barınma ihtiyacını giderme şeklimiz insan tabiatına mutlak bir sûrette terstir. Zîra insan kelimesi “üns” kökünden gelir. Bu ise kendi cinsinden olanlarla münâsebât-ı mütekaabilede (karşılıklı münâsebetlerde) bulunmayı îcâb ettirir. Bunu bertaraf eden bir barınma şekli, insan tabiatına aykırı demektir.
Düşünce
Halleri şaka gibi ama gerçek!
XVII. yüzyılda Avrupalılar en gerçek mânasiyle suya sabuna dokunmaz, yâni yıkanmazlardı. Halktan yüksek devlet memurlarına, hattâ krallara kadar hiç kimse suya el sürmez, ömürlerinde bir defa yıkananlar parmakla gösterilirdi. Yetmişyedi yıl yaşamış olan Fransa Kralı Louis XIV nin bütün hayatı müddetince ancak bir kere yıkandığı meşhurdur. Kadınlar toplantılara gidecekleri zaman fena kokularını iyi kokularla gidermeğe çalışırlarsa da yıkanmak akıllarına gelmezdi. Avrupa’ nın kültür merkezlerinde vaziyet böyle iken XVII.yüzyılda Türklerin temizliği dillere destandı. Seyyahlar şadırvanlı, çeşmeli şehirlerimizin, erkek ve kadınlarımızın temizliğinden imrenerek bahseder, sıcak hamamlarda Türklerin vücutlerini tahta oğar gibi oğduklarmı gören Avrupalılar insan yapısının bu kadar temizliğe nasıl dayandığına şaşar, memleketlerine döndükleri zaman, Türklerde gördükleri temizlik merakını hayretle anlatırlardı.”
Tarih