"Ben de seni seviyorum."
Ama bütün içtenliğine rağmen, benim sözlerim onunkiler kadar güçlü ve sahici değildi. İlk o söylemişti. Füsun'dan sonra söylediğim için benim hakiki aşk sözlerime bir teselli, nezaket ve taklit tınısı sinmişti.
Dahası, o anda ben gerçekten ona, onun bana aşık olduğundan daha da çok aşık olsaydım bile aşkının aldığı korkunç boyutu ilk Füsun itiraf ettiği için, oyunu o kaybetmişti.
Bütün gücümle ona sarıldım ve boynunun kokusunu içime çektim. Yosunlu deniz, yanık karamela ve çocuk bisküvisi karışımı bu kokuyu her koklayışımda içime bir iyimserlik ve mutluluk yayılıyordu.
Livaneli'nin o alıştığımız tarzdaki diğer kitaplarına nazaran biraz sönük kalmış. Zaten hikaye tarzında başka bir kitap yazmamış sanıyorum. Toplamda sekiz tane ayrı hikayeden oluşmaktadır.
İlk hikaye olan Arafat'ta bir çocuk, kitaba adını vermiş. Yazarın aklındaki düşünce arafta bir çocuk olması yönündeymis ancak büyük usta Yaşar Kemal'in tavsiyesine uyarak Arafat'ta Bir Çocuk olarak değiştirmiş.
Hikayelerin bir çoğunda gurbet, özlem ve sürgün hayatının yaşattığı travmaların izleri derin bir şekilde gözlenmektedir.
Livaneli'nin İsveç' te geçirdiği gençlik yıllarındaki mutsuzluk, hayal kırıklığı ve iç hesaplaşmaları hikayelerde yoğun bir şekilde hissedilmiş.
Deyim yerindeyse sonradan yazacağı birçok şaheser kitabın ısınma turları denilebilecek nitelikte bir kitap.