Oysa o Gece, ne büyük bencilliklerin kıyısından döndüğümü hiç bilmediniz. O gece, sizden gizlediğim tarifsiz acılarla, lime lime olmuş bedenimi saatlerce soğuk suyun altında gözyaşlarımla yıkamak yetmeyince uyuşturmaya, o kapıdan içeri ölümün süzülüp girdiğini bilmediniz. Bana, "Şaşırma, beni sen çağırdın!" dediğini... "Şimdi benim olursan, yaraların iyileşir; diner acıların; ancak bunun için bir şartım var; aşkını, bu odada, bu bedende bırakıp öyle gelmelisin benimle; ölürken yalnız kendini sevmelisin; seçimini yap!" dediğini...
Asla çözemediğim kurallarıyla, beni hep dışına sürükleyen hayata yeniden tutunmaya çalıştığım tek yerin, size duyduğum bu derin aşk olduğunu bilmediniz hiç... Kendimi değil, sizi seçtiğimi bilmediniz...
Sonra, ıslak, çırılçıplak bedenimi alıp çıktım oradan... Hayata girdim... Usulca sokuldum yanınıza, sizden bana sarılmanızı istedim. Ölüm, o ısrarcı soğukluğuyla hemen arkamda duruyordu. Korkuyordum... Çok korkuyordum... Size, "N'olur, sıkı tut ellerimi; beni o soğuk rüzgârın kollarına bırakma, sakın!" diye susarken, gözyaşlarım içime sızlıyordu.
Bana, "Git!" dediniz...