Düş Hekimi

Düş Hekimi
@dharmaduman
K vitamini (kedisever, kahvesever, kitapkurdu, kılavuzu karga, kına kızılı, kadın...)
"Ölünceye kadar kör ve sağır sayılırdık. Rüya görmekte olduğunu bilmeyen, bu nedenle gördüğü her şeyi gerçek sanıp gücünün yettiği herkesi o gerçeklikte yaşamaya zorlayan bir insanın derin uyku hali gibiydi yaşamak. Ölmekle birlikte duyuların ve duyguların önündeki, biri hariç bütün perdeler kalkardı. Rüya biter ve uyanıklık başlardı böylece. Uykuda görüp duyamadığı şeyleri, yani gerçek olan gerçekleri görme, algılama, öğrenme kabiliyeti kazanırdı insan. Sanrılardan kurtulur, korkulardan ve kaygılardan kurtulur, saçma sapan gelenek, görenek, örf, dogma ve öğretilerden kurtulur, son perdenin kalkacağı günü sabır ve huzur içinde, korkusuzca beklemeye başlardı.Ölüm hâli, hayatta olma hâlinden farklı olarak ne olduğunu bilme hâliydi. Öte taraf değildi ölüm tarafı, ara taraftı. Bu nedenle ölülerle diriler kesin olarak ayrılmazdı birbirinden. Birinin bedeni toprağın üstünde olurdu, diğerininki altında. Ama ölünün ruhu,fırının ruhundan yüz bin kere daha diri olurdu. Belki çok daha diri. Ancak yine de çok farklı bir boyuttu ölüm. Farklı bir mekân, zamana ait olmayan bir zaman... Ölen insan, hayatı boyunca üstünde kapalı duran ağır kapağı yukarı kaldırır, nihayet kabuğundan çıkar, kâinata gören gözlerle ilk defa bakarak hakiki hürriyete çok yaklaşırdı.Mekânı yoktu ölünün, ama gömüldüğü mezar aracılığıyla kâinatla bağı vardı. Uzay yürüyüşü yapan bir uzay adamının araca bağlı olması gerektiği gibi, ölünün de mezarına bağlı olması gerekirdi. Bu yüzden çok kıymetliydi mezar denen şey. Ölünün dünyayla ara dünya arasında boşa çıkmasına mani olan tek bağlantıydı; yeniden doğacağı mahşer gününe kadar, bebeği selamette tutan ana rahmi gibi selamette tutardı onu. Yeniden doğuşun rahmiydi mezar. Doğum anına kadar da dokunulmaz kalmalıydı bu yüzden. Ölünün sonsuza kadar yaşamak üzere
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"...Konuştuk öyle. Bedenin algısı kapandıkça ruhun algısının açıldığından bahsetti. Beden, ruhun üstüne kapatılmış zırhlı bir kapak gibiymiş. Körlük, sağırlık gibi bedensel arızalar ise o kapakta açılmış mermi delikleri. İnsan duyularından ne kadar çoğunu kaybederse o kadar üstün özellikle tanışırmış..."
"Her şeyi biliyor ve hatırlıyor gibiyim hem, hem de hiçbir şeyi bilmiyor gibi. Ölü olmak hem rahatsız etti beni, hem de etmedi. Hem çok umurumda, hem de hiç umurumda değil.” “Olacak.” dedi. “Her şeyi bileceksin. Biraz zaman tanı kendine.” Kara perdeye bakıp omuz silkerek sırıttım. “Zamandan bol neyim var ki?” “Aslında o da yok.” Bilmece gibi konuşmasa daha memnun olurdum. “Nasıl?” dedim. “Yok işte.” dedi. “Zaman diye bir mefhum yok. Bir insanlık masalı o. Anlayacaksın yakında.” Bilmecenin cevabı bilmeceden beterdi. “Zaman yok, makâm yok, benim olan bir şey yok, senin olan bir şey de yok... Ne var peki? Ben var mıyım bari? Biz var mıyız?” “Elbette varız. Hep vardık biz. Bir de mekân var...” Sustu. “Düzeltiyorum.” dedi üzgün üzgün. “Vardı... Artık yok.” “Ne vardı? Artık yok olan ne?” “Mekân.” 
"Ülker Yıldızından cana şöyle bir ses geldi: “Sen yeryüzüne mensup değilsin; ötelerdensin. Aklını başına al, yüksel... Tortu gibi dibe çökme!” MEVLÂNÂ

Düş Hekimi

, şu anda okuyor
%35 (169/479 syf.)
Sezgin Kaymaz
9/10 · 1.732 okunma