"Bu dünyada her şeyin gizli bir anlamı var, diye düşündüm. Her şey, insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve yıldızlar hiyerogliftir. Onları heceleyip ne dediklerini anlayacak kişiye ne mutlu! Onlara baktığın anda bir şey anlamazsın; onların gerçek insan, hayvan, ağaç, yıldız olduklarını sanırsın; ancak çok ilerde, yıllarca sonra anlayacaksın!.."
"...birgün, küçük bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar, doksanlık bir adam badem ağacı dikiyordu. «Ee, dede,» dedim, «badem ağacı mı dikiyorsun?» O, eğilmiş olduğu halde bana baktı ve : «Ben oğlum,» dedi, «ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim,» dedi. Karşılık verdim: «Bense, her an ölecekmişim gibi davranırım!» İkimizden hangimiz haklıydık patron?"
Bir an için kumsalda durup baktım. Kutsal yalnızlık öldürücü ama hâlâ gözkamaştırıcı bir biçimde bir çöl gibi önüme serildi. Dilber Budist şarkısı topraktan yükseldi, içimi sardı:
«Sonunda ne zaman yalnız başıma, arkadaşsız ve sırf her şeyin düş olduğu gerçeğiyle birlikte ıssızlığa çekileceğim? Vücudumun hastalıktan, cinayetten, ihtiyarlık ve ölümden başka bir şey olmadığını görerek özgür, korkusuz, baştanbaşa sevinç içinde ormana ne zaman çekileceğim? Ne zaman? Ne zaman?»
"...İnsan, soyu için, Tanrı için, kendini bir düşünce uğruna feda mı etmelidir? Ya da, acaba efendimiz ne kadar yüksekteyse, tutsaklık zincirimiz de o kadar uzuyor ve o zaman çok geniş bir harmanın içinde sıçrayıp oynuyor, sonra ucunu bulamadan ölüyoruz, bunun adına da özgürlük mi demişiz yoksa?"