Düş Hekimi

Nefretle mırıldandı: — Eski masallar bunlar. Utanmıyorlar! — Ne demek eski masallar, Zorba? — Hepsi işte... Krallar, demokrasiler, milletvekilleri, maskaralıklar!... Çağın olaylarını o kadar aşmıştı ki, bunlar Zorba'ya göre çok eski şeylerdi. Kuşkusuz, telgraf ve vapur, demiryolu, şimdiki ahlâk, vatan ve din de ona göre eski uygarlıklardı. Onun ruhu, dünyadan çok daha hızlı ilerliyordu.
Reklam
"...«Ölmeden Ege Denizi'ni gezen insana ne mutlu» diye düşünüyordum. Bu dünyanın birçok zevkleri vardır: Kadınlar, meyveler ve düşünceler. Ama, tatlı bir sonbahar vakti, her adanın adını mırıldanarak bu denizi yarmak... Sanırım ki, Cennet'te bile insanın yüreğine daha fazla girebilecek başka bir zevk yoktur. Başka hiçbir yerde düşlerle, bu derece sakin ve gerçekten daha kolay bir biçimde buluşamazsınız; sınırlar seyrekleşir ve en külüstür geminin bile direkleri filizlenip salkım verir, -şu Yunanistan'da hayranlık, gereksinmenin sağlam bir çiçeği'dir."
"Güvertede duruyor, gökyüzü ile denizin oluşturduğu mucizeyi, tâ öteki ucuna kadar seyrediyordum. Vapurun içinde de hinoğlu hin Rumlar, çakmak çakmak gözler, çerçi kafaları, küçük politika kavgaları, akordu bozuk bir piyano, sahte tavırlı ve zehirli, fakat namuslu kadınlar, arsız, tekdüze taşra bayağılıkları... İnsana öyle geliyordu ki, vapuru iki ucundan tutsun, denize daldırsın ve onu bozan içindeki bütün canlılar (insanlar, fareler ve tahtakuruları) kaçsın diye iyice sallasın, sonra boş ve yeni yıkanmış bir halde yeniden dalgaların üzerine oturtsun. Fakat içimde, yine belirli bir acıma vardı; çapraşık metafizik düşüncelerin sonucuna benzer Budistçe ve soğuk bir acıma! Yalnız insanlara karşı değil, fakat her şeyin, Hiç'in hayal oyunu olduğuna bakmadan savaşan, ağlayan, uman... Bütün dünyaya karşı duyulmuş bir acıma."
— Gidiyoruz, dedim; Tanrı yardımcımız olsun! Zorba yavaşça ekledi: — Şeytan da!
— Evlendin mi hiç? — İnsan değil miyim ben? İnsan kördür; benden öncekilerin düştüğü çukura ben de yüzükoyun düştüm. Evlendim. Yuvarlanmaya başladım. Ev sahibi oldum, ev yaptım, çocuklarım oldu: İşkence. Ama, santur sağ olsun. — Kederini dağıtmak için evde de çalıyor muydun? — Ah ulan, hiçbir çalgıyı çalmadığın nasıl da belli oluyor! Nedir o yumurtladıkların? Evde dert var, kadın var, çocuklar var, ne yiyeceğiz, nasıl giyineceğiz, halimiz ne olacak var? Cehennem!.. Santur ise gönül rahatlığı ister. Karım bana bir söz dokundursa, santur çalacak heves mi kalır? Çocukların karnı aç olup da viyakladılar mı, sen gel de santur çal bakalım! Santur, yalnız santuru düşünmeni ister, anladın mı?
Reklam