"Güvertede duruyor, gökyüzü ile denizin oluşturduğu mucizeyi, tâ öteki ucuna kadar seyrediyordum. Vapurun içinde de hinoğlu hin Rumlar, çakmak çakmak gözler, çerçi kafaları, küçük politika kavgaları, akordu bozuk bir piyano, sahte tavırlı ve zehirli, fakat namuslu kadınlar, arsız, tekdüze taşra bayağılıkları... İnsana öyle geliyordu ki, vapuru iki ucundan tutsun, denize daldırsın ve onu bozan içindeki bütün canlılar (insanlar, fareler ve tahtakuruları) kaçsın diye iyice sallasın, sonra boş ve yeni yıkanmış bir halde yeniden dalgaların üzerine oturtsun.
Fakat içimde, yine belirli bir acıma vardı; çapraşık metafizik düşüncelerin sonucuna benzer Budistçe ve soğuk bir acıma! Yalnız insanlara karşı değil, fakat her şeyin, Hiç'in hayal oyunu olduğuna bakmadan savaşan, ağlayan, uman... Bütün dünyaya karşı duyulmuş bir acıma."