Düş Hekimi

''Hayatta başına birbiri ardına kötü şeyler gelen, bizim dışarıdan "Ne kadar da talihsiz bir insan!" diye değerlendirdiğimiz, çok fazla haksızlığa uğramış, ezilmiş, istismar edilmiş insanların hepsi, çocukken kendilerine öğretilmiş baskıyı, kuralları fazla içselleştirilmiş, benlikleri ve benliklerini savunma yetenekleri çocukluk döneminde yeterince desteklenmemiş kimselerdir.''
Reklam
''Bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, korunma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir. Bunlar sağlandığı takdirde, bedenleri hayatları boyunca bu iyi anıları taşıyacaktır ve sonra yetişkinler olarak aynı sevgiyi kendi çocuklarına aktarabileceklerdir. Ancak durum böyle değilse, çocuklar hayatları boyunca ilk hayati ihtiyaçlarının tatmin edilmesine dair bir özlemle baş başa kalacaklardır. Hayatlarının geri kalanında bu özlem, başka insanlara yönelik olacaktır. Buna karşılık, çocuklar "yetiştirme" adı altında ne kadar acımasız bir şekilde sevgiden mahrum bırakılır, yadsınır ya da kötü muamele görürse, yetişkin oldukları zaman -en çok ihtiyaç duyduklarında o sevgiyi vermeyen- aynı anne babaya ya da onların yerindeki kişilere o kadar çok bel bağlayacaklardır. Bu bedenin normal bir tepkisidir. Beden tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilir, mahrum kaldıklarını unutamaz, mahrumiyet ya da boşluk oradadır, doldurulmayı bekler.''
''İçimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder.'' (Cem Mumcu)
''Erich Fromm, insanın kendisini sahip olduğu şeylerle tanımladığını söyler. Bir eşe, çocuklara sahip olmak, diplomaya sahip olmak, işe sahip olmak, bir insana kim olduğu sorusu sorulduğunda kişinin kendisini tanıtmak için anlattığı şeylerdir; halbuki, Fromm'un da vurguladığı gibi, bunlar kim olduğumuza değil, neye sahip olduğumuza dairdir ve gerçekte bizi tanımlamaz. Gerçek anlamda sahip olduğumuz tek şey, kendimizdir. Hayatta hiç kimse yoktur ki onunla kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkiden değerli olabilsin. Kendi yalnızlığını sağlıklı şekilde kuramayan kimsenin, bir başkasıyla sağlıklı bir ilişki kuramayacağı gerçeği de aynı sebepten. Yalnızlığımız değerlidir; bir başkasını da hayatımıza, yalnızlığımızdan değerli olduğu ölçüde ve hak ettiği sınırlar dahilinde alabiliriz. Kendimizi değerli görmediğimiz sürece bir başkasıyla ilişkimiz de sağlıklı koşullar altında ilerleyemez. Muhatabımız kendisini değerli görmediğinde de bu bize ciddi bir sorun olarak yansıyacaktır; kendisiyle barışık olmayan kişiyi, ne yaparsanız yapın memnun edemezsiniz. Kendimize hep hatırlatmamız, çocuğumuza öğretmemiz gereken şey şu: Dünyada, öldüğünde yahut bir şekilde kaybettiğimizde varlığımızı idame ettiremeyeceğimiz kimse yoktur; kendimiz hariç. Kendimiz dışında kimseye ihtiyacımız gerçek bir ihtiyaç değil. Herhangi biriyle ilişkimizi kendimizden, kendi iyiliğimizden değerli tutmak, oldukça sağlıksız bir tutum. Önce ve önce kendimiz iyi olmalı, kendimiz bize zarar veren kişi ve davranışlardan kendimizi korumanın yollarını bulmalı, geliştirmeliyiz. Bu bazılarına ilk bakışta bencillik gibi görünse de, kendimizi öncelemediğimiz, kendimiz iyi ve mutlu olmadığımız sürece bir başkasına faydalı olabilmemiz zaten söz konusu değil.''
''Psikolojiyle ilgilenen herkes bilir ki kendi acılarının, duygularının, hayatının, davranışlarının sorumluluğunu kabul etme çok önemli bir aşamadır. Anne-babayı ve sonra anne-baba üzerinden farklı otorite figürlerini haksız görme ama yine de haksız gördüğünüz bu davranışların sizin hayatınız üzerinde dolaylı veya dolaysız tahakküm kurmasına izin verme, içten yahut dürüst olmayan, kendi hayatına odaklanmak yerine başkalarının hayatını izleyen ve onları kıskanan, hayatının direksiyonunu eline almayan ve sürekli şikâyet eden, kendi sıkıntılarından dolayı, elinde olmayan şartları, başkalarını suçlayan ve bunları değiştirmek için hiçbir şey yapmayan, hayata karşı edilgin bir tavrı olan, fakat memnuniyetsiz, fakat yakınan, fakat birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul bireylerle dolu bir toplum meydana getirir.''
Reklam