''Saygı, itaat değildir. Karşılıklı olamayan, hiyerarşiye dayalı
bir şeye "saygı" adını verebilmek çok zor. "Anne-babaya saygı",
"büyüklere saygı", "öğretmene saygı", "devlete saygı" gibi kalıplar kültürümüz içerisinde klişeleştirilerek öz anlamından koparılıyor ve saygıya yaptıkları vurgu, aslında saygısızlığı meşrulaştırmak için kullanılıyor. Bugün "anne-babaya saygı" adı altında rastladığınız söylemlere bakın, bunların aslında alttan alta çocuğa saygısızlığı savunduğunu ve anne-babaya yahut herhangi birine saygıyla da ilgisi olmadığını göreceksiniz.
Dedem gerçek saygının ne olduğunu çok güzel özetleyen bir
hikâye anlatırdı. Seksen yaşında bir adam, beş yaşında bir çocuk
içeri girince ayağa kalkmış. Etraftakiler "Aman efendim, ne
yapıyorsunuz; çocuk o!" demişler. Yaşlı adam, "Çocuk saygıyı
bizden öğrenmeyecekse kimden öğrenecek?" diye cevap vermiş. Ne kadar da doğru. Ve, evet, saygı budur, böyle öğretilir. Çocuğunuzun saygıyı öğrenmesini istiyorsanız ona "Saygılı ol,", "Büyüklerini say!" diye öğütlemek yerine saygı gösterin. Kendisi saygı görmeyen bir çocuk, bir başkasına saygı göstermeyi nasıl öğrenebilir? Bizim çocuğa hiyerarşik bir ilişki dahilinde öğrettiğimiz şey, saygı değil, olsa olsa itaat olabilir. "Büyüğe saygı" klişesi adı altında ona kendisini aşağıda, yani "alt" hissettirdiğimiz ve "üst"üne itaat etmesini öğrettiğimiz çocuk, tabii ki hayvanlara eziyet edecek, sınavda hile, oyunda mızıkçılık yapacak, yalan söyleyecek ve sonra kendisini "üst" hissedeceği bir paye bulur bulmaz altını ezecektir. Aynı, bu çocuğun anne/baba olunca kendi çocuğuna yaptığı gibi...''