önceden de oldu yüce anlarım. bir kez geceleyin parkta yürürken, yağmur altında, güzün. bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında, ekseni üzerinde dönen yeryuvarına döndüğüm gün. kimileyin düşünürken, sadece düşünüp tartarken olup biteni. ama hep yalnız. kendi başıma. bu kez yalnız değildim. yüce dağ başında bir arkadaş vardı yanımda. birşey yok hiçbirşey yok bundan üstün. ömrümce görmesem de bir daha, eh diyebilirim yine de, bir kez orada bulundum.
çok üzücü bir saat. her şey gittikçe daha fazla sıkıcı hale geliyor. hangi yöne döneceğim konusunda kendimi cesareti kırılmış, yetersiz, şaşkın hissediyorum. arada sırada kısa bir ümit ışığı görünüyor, ama bu beni çok uzağa taşımıyor. bazen bir yanılsamayı paylaştığımızı hissediyorum; ikimiz de bunun ümitsiz olduğunu biliyor, ama sözcüklere dökmeye cesaret edemiyoruz.
-ne garip şu ikindi sazlıklarında / federico adında biri olmak...
sevdin mi?
-sevip sevmediğimi bilmiyorum da, senin haklı olduğunu düşünüyorum. hiçbir yere yakışmayan adamım ben. çatıdaki odam bile artık beni istemiyordu. nereye gitsem bir garip, iğreti duruyorum. ikindi sazlıklarında bir adamın bu duyguya kapılmasını anlıyorum. hatta göllerde kamış olmak bile istenebilir. çünkü ikindi olmuş, akşam olmuş pek fark etmez. ama insan göllerde kamış ya da ikindi sazlıklarında... neyse, saçmalıyorum.