İnsan sokağa düştüğü zaman hiçbir beklentisi kalmaz, hiçbir şey umut etmez.
Oysa ben aşktan bir
şeyler beklemiştim.
Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetmeye başlamıştım.Fahişeyken karşılıksız
hiçbir şey vermez, hep alırdım.Ama âşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çabamı
düşünmeden verdim.
Kadın memurların işlerini yitirmekten, fahişelerin yaşamlarını yitirmekten korktuğundan daha çok
korktuklarını fark ettim. Kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin
yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler.
En değersiz şey için bedellerin en büyüğünü
öderler. Hepsinin kendilerini çeşitli fiyatlara satan fahişeler olduğunu, en pahalı fahişenin en ucuz fahişeden daha iyi olduğunu biliyordum artık.
Gerçeği hiç fark etmemiş olmayı yeğlerdim. Hiç olmazsa uykum kaçmaz, iştahım kesilmezdi o zaman.
Bu yeni bilgiyi kafamdan atmanın bir yolu var mıydı? Ne de olsa yalnızca acı gibi bir şeydi; başıma bıçak ucu gibi keskin, saplanmıştı. Aslında bıçak bile değildi, iki sözcüktü yalnızca, ellerimle kulaklarımı kapayıp defedemeden önce beynime ok gibi saplanan bir ibare. Beynimdeki bir kurşunu
çıkarır ya da bir uru çıkarıp atarcasına onu kafamdan çıkarabilecek bir şey yok muydu?