sonuçta burası ne uzay çağına özgü ne de evcimen bir yer, onlara konfor sağlamayı başaramasa bile, yine de büyük bir muhabbet besledikleri bir yeraltı sığınağına benziyor daha çok.
her şey sadece gelecek ve öteki dünyaların o cazip, baştan çıkarıcı çağrısı uğruna; gezegenler arası yaşam kurmak, insanlığı onu köstekleyen dünyadan koparmak ve özgür bırakmak gibi soyut, debdebeli bir hayal uğruna; boşluğun fethi için.
Bir gün uzaya yaptıkları yolculuklar altı üstü bir otobüs gezintisi sayılacak, parmaklarının ucunda açılan olasılık ufukları yalnızca kendi önemsizliklerini ve faniliklerini doğrulayacak.
Beş milyar yıl sonra, Dünya çoktan ölüp gitmiş, güneşler sönmüşken, hepsinden de uzun yaşayan bir aşk şarkısı duyulacak. Aşk-basmış bir beynin bu sesli imzası Oort Bulutu'nun, güneş sistemlerinin, son hız savrulan göktaşlarının içinden süzülüp şu an var olmayan yıldızların kütleçekim kuvvetine yakalanacak.
işte Dünya'yı biçimlendiren, uzaydaki izleyicilere aktarmak istediği bütün o muhteşem şeyleri getirmeye çalışsa da, her düşüncenin hızla sevgilisinin kara kaşlarına ve mağrur burnuna, ellerinin olağanüstü anatomisine, onu nasıl bir kuş gibi, dikkatle dinlediğine ve nasıl sık sık, hiç dokunmadan birbirlerine dokunduklarına kayıverdiğini görebilecekler mi?