Bizim aşkımız hep mikroskobikti. Hücrelerde olan bir şey, bazı moleküllerin, bazı bileşimlerin bizim kontrolümüz dışında etrafımızdaki havanın içinde bir araya gelmesi. Konuştuğumuzda özel harmoniler yaratan ses dalgalarında, atomik seviyede, hatta daha da küçük parçacıklarda olan bir şey. Bizim uçurumlarımız ya da mesafelerimiz yok. Başka bir şey, bir tür hücresel baş dönmesi, bir tür elektrik ya da manyetizma veya kimyasal bir reaksiyon bu, bilmiyorum.
Sağlam zeminin ayağının altından kaydığı o tuhaf anda, insan birden dünyada hiçbir şeyin beklediği gibi devam etmeyebileceğini hissediyor, sanki varoluşsal bir acil durum planı harekete geçiyor; ne kaçmaya ne yardım çağırmaya sevk eden, ne ambulans ne acil müdahale gerektiren sessiz bir panik.
Yazmaya bu yüzden başladım. Onu evde duyabildiğim için. Zaman bozulduğu için. Kitaplıkta bir koli kâğıt bulduğum için. Hatırlamaya çalıştığım için. Zira kâğıt hatırlıyor. Cümlelerde belki şifa vardır.
Anlaşılmaz bir şeyi paylaştığınızı birdenbire hissetmek, onun, her şeyi basitleştiren o insanın var olduğuna şaşmak, aynı anda hem sakinleştirildiğini hem sarsıldığını hissetmek.