Eurydike'ye gelince, gerçekten ışığa dönmek istiyor muydu? Dışarıda, orada, hayatlarının geri kalanında Orpheus'a minnettar olmalıydı, bu sonsuz minnetini başkalarının önünde her gün göstermeli, kanıtlamalı, sergilemeli, Orpheus'u ebedi kahraman haline getirmeliydi; kurtarılanın, pasif Eurydike'nin, Orpheus'a her şeyi borçlu olanın artık hiçbir yorum yapma hakkı yoktu. Yere kirli bir çorap bırakan Orpheus'a öfkelenen Eurydike'nin ona biraz dikkatli olması gerektiğini söylediğini ve "Ne? Aptal bir çorap için mi suçluyorsun beni? Ben ki seni bulmak için Ölüler Ülkesi'nin derinliklerine indim!" cevabını aldığını düşünelim. Köleleştirilen Eurydike'nin azabı.
Kızdan hoşlanmıştı, kız da ondan hoşlanmıştı, Orpheus bunu biliyor. O zaman her şeyi berbat etmek neden? Orpheus laneti. Sır uzun süre iyi saklanmıştı; onu korumak için bol bol yalan gerekmişti: efsaneler, şiirler, operalar, filmler ve hatta biraz da yıldırım. Ama işte acınası gerçek ortada: O gün, binlerce yıl önce sevdiği kadının peşinden karanlığa gömülen Orpheus geriye dönüp baktı. Üstelik ışık orada, önlerinde, adımlarının ulaşabileceği yerde parlıyordu. Ama her şeyi mahvetmek için hafifçe bir dürtme yeterliydi. Neden?
Orpheus'un üstünlük kurmaya ihtiyacı var. Kendini güvende hissetmek için üstünlük kurmaya. Orpheus gücünü sergilerken bütün zayıflığını kanıtlıyor. Ama bunu bilmiyor. O kendini beğenmiş aptal, bütün gücüyle küçümsediği kişinin ta kendisi.
"Neden yapıyorsun bütün bunları?" diye soruyor kız bitkinlikle.
Orpheus ona haykırmakta tereddüt ediyor: "Beni kollarına alasın diye!" Sonra fikrini değiştiriyor.
"Çünkü ben bir kralım!"