KÜÇÜK BİR TEFSİR DENEMESİ
Kur'an-ı Kerim'in 106. Suresi ‘Kureyş Suresi’dir. Surenin ilk iki ayeti genelde şöyle tercüme edilir: “ Kureyş´e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için…”Bu ayetin meali hep böyle aklımda kalmış, hiçbir zaman bu kolaylık ve mahiyeti hakkında yani orijinal hâli olan “ilâf ” kelimesi üzerinde durmamıştım. İslam âlimleri Kureyş suresinin girişini anlayabilmek için ondan önce gelen surede zikredilen olaya ve Bakara suresinde geçen Hz. İbrahim’in duasına dikkat çekmişlerdir. Sure, Fil Olayı’nı anlatan sureden yani Fil suresinden sonra gelir. Burada iki surenin bir bağlantısı vardır. Burada âlemlere Kâbe’nin, Kâbe’nin sahibinin yanında ne kadar değerli olduğunun mesajı verilirken Kureyş’e özel hatırlatmada bulunulur. Zira Fil Hadisesi Kureyş için özel bir anlam ve önem oluşturan birçok hadiselere sebebiyet vermiştir ki bu da Kureyş’in gelecekteki o özel konumu ve oradan neşet edecek "Kutlu Nebi" için bir hazırlıktı. Fil vakası Kureyş için bir dönüm noktasıdır. İşte tam burada surenin anahtar kelimesi ortaya çıkar: "İLÂF" Genelde “alışkanlık, alıştırma, ünsiyet” gibi sözlük anlamlarıyla çeviri yapılır ve ayet tercüme edilir ama buradaki anlamı çok daha özeldir bu kelimenin. Çok daha derin. Kaynaklar der ki bu zamanla oluşan bir alışkanlık anlamı değildir. Arapların “tallif” dedikleri şeyden farklı bir bağlamı vardır bu kelimenin. Yani alışma, alıştırma anlamı dışında bir anlam söz konusudur bu bağlamda. Kur'an bazı kelimelerin, sözlük anlamının dışında, bazı özel (ıstılahî) anlamlar yüklenmesini sağlamıştır. Hikmet, şehit,
Din
İnsan ilişkilerinde yeni ölçü: Fayda
Eskiden bir insan anlatılırken “Çok iyi biridir”, “Vefalıdır”, “Eli açıktır”, “Dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “İş bitirici”, “Bağlantıları kuvvetli”, “İşe yarayan biri.” Bu yalnızca dilin değişmesi değil; insanın değerinin nasıl ölçüldüğünün değişmesi. Çünkü dil, toplumların bilinçaltıdır. Hangi özellikler parlatılıyorsa, hangi sıfatlar ödüllendiriliyorsa toplum aslında neye dönüştüğünü orada ele verir. Bir zamanlar sadakat karakter göstergesiydi; şimdi birçok yerde ‘fazla duygusal olmak’ gibi algılanıyor. Eskiden birinin iyi günde kötü günde yanında durması kıymetliydi. Şimdi ise birçok ilişki görünmez bir performans sözleşmesi gibi işliyor: Ne kadar fayda sağlıyorsan, o kadar varsın. Üstelik mesele yalnız para da değil. Kimi insan güçlü çevresi olduğu için hayatlarda tutuluyor, kimi statü sağladığı için, kimi yalnız kalınca aranacak bir ‘duygusal mola alanı‘ olduğu için. İnsan artık yalnız insan biriktirmiyor; kendine görünmez bir ilişki portföyü kuruyor. Ve kırılma tam burada başlıyor. Bir insanın karakterinden önce işe yararlılığı konuşulmaya başladığında, ilişki yavaş yavaş duygusal bağ olmaktan çıkıp stratejik yatırım alanına dönüşüyor. İnsanlar artık çoğu zaman birbirine ‘Kimdir?‘ diye değil, ‘Hayatımda neyi kolaylaştırır?’ diye bakıyor. İyi biri olmak tek başına yeterli görülmüyor; hız kazandırması, kapı açması, görünürlüğü artırması bekleniyor. İlişkiler hâlâ sıcak ve samimi görünüyor belki ama derinde giderek daha hesaplı hale geliyor. İlişki piyasası __Kapitalizm yalnız çalışma biçimimizi değiştirmedi; duygusal dünyamızı da dönüştürdü. İnsan artık yalnız CV hazırlamıyor; kendisini de tasarlıyor. Nasıl göründüğünü, kimlerle yan yana durduğunu, hangi çevreye ait
Makale|Yazı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kusura bakmayın arkadaşlar fakat burası hiç sarmadı çok özür dilerim hesabı tekrar kralıma devrediyorum dikkat edin
Alıntı
Farklılıklar dikkat çeker.
Bazı insanlar ilahi koruma altındadır, kime bulaştığınıza dikkat edin.
Geç oldu ama anladım. Bir gün ellerimi kafamın arkasında birleştirmiş odamın tavanına bakarken anladım. Günü gelince kanser edecek insanlara şifa olmak manasızmış... Sonra sorana da söylemez oldum. Koca bir "hiçbir şey" taktım dudaklarıma. Kaçtım sokaklar boyu. Aynalar gördü bir tek gözyaşlarımı. Kendi yanaklarıma ancak kendi parmaklarım uzanabildi. "Sen çok güçlüsün," demişti zamanında. Bir kerecik olsun inanmak istedim. Dışarıdan öyle mi gözüküyordum? Bilmiyorum... Sonra kursağımda kalan laflar şişti, kendini belli etti. Adına tiroid dediler. Stres dediler. Sıkıntı dediler. Ağlama dediler. Bugün her gözlerim dolduğunda ne yapacağımı bilmiyorum. "Yine hasta olacaksın, sus artık," diyorum. Sonra elimi boğazıma götürüp daha çok ağlıyorum. Sonra kan görüyorum; Babamın burnundan gelen kanları... Beyaz zeminde yayılıyor. "Kanser olmuş, kanser hastası, 1. evre, dikkat etsin, ihmal eder..." "Çocuk o, neyi kafaya takmış? 14 yaşında, kesin ameliyat..." diye fısıldıyor birisi iki taraftan. Sonra ak saçlı bir teyze görüyorum; "Ben yıllardır kemoterapi alıyorum," diyor. Konuşmalar işitiyorum. Ellerim terliyor. Telefonlar çalıyor.