Cenâb-ı Hak,"Ancak müslümanlar olarak can verin."buyurmakla âdeta;"Sakın ha, imanınızı kurtarmadan ölmeyin! "ikâzında bulunuyor. Kul için cihandaki en büyük tehlikenin bu olduğuna dikkat çekiyor.Can vermenin de bir sefere mahsus olduğunu, imandan mahrum olarak verilen son nefesin; telafisi imkansız,ebedi bir felaket olduğunu bildiriyor.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
İç uyumu yüksek olanlar sakin, özgüvenli ve baskıyla başaçıkabilen kişilerdir. Ancak başarısızlık durumlarıyla yüzleşmekte ve geribildirim almakta zorlanabilirler. İç uyumu düşük olanlar sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi ve titizdir. Ancak duygu durumları değişkenlik gösterebilir. Kendilerini ve çevrelerini sürekli sorgulama eğilimi "geçinilmesi zor" bir insan olarak algılanmalarına neden olabilir. İç uyumu düşük bireylerin stres ve baskıya toleransları düşük olup eleştirileri kişisel algılama eğilimleri olabilir. Düşük iç uyum ve olumsuz duyguların sağlık üzerinde yıkıcı etkileri olduğu uzun zamandır mutlak gerçek olarak kabul edilir. Ancak gerçek durum bundan epeyce farklıdır. Sağlık ve düşük iç uyumla ilgili en kesin bilgi kişilerin kendilerini iyi hissetmediklerini ifade etmeleridir. Çünkü düşük iç uyum ağrıya yatkınlığı artırır, bu da "sağlıksızlık" izlenimi yaratır. Akademik çalışmalar ile farklı araştırmaları birbiriyle karşılaştıran çalışmalar; olumsuz duygu durumu, depresyon ve kaygı ile hastalık ve koroner kalp sorunları arasında bir ilişkinin varlığına işaret eder. Ancak bazı araştırmalar da düşük iç uyum ile sağlık sorunları arasındaki ilişkinin belirtildiği gibi olmadığını ortaya koymaktadır. Bu konuya Friedman, düşük iç uyumu ikiye ayırarak açıklık getirir: Birincisi, sağlıksız olan kötümserliğe yatkınlık, kaygı, depresyon ve sürekli pişmanlıkla ortaya çıkan; ikincisi ise sağlıkla ilgili belirtilere dikkat etmekten ve bunun sonucunda gerekli önlemleri almaktan kaynaklanan sağlıklı olarak adlandırılabilecek düşük iç uyumdur. İlki; depresyon, hastalık ve erken ölüme neden olurken ikincisi sık doktora gitmek, psikosomatik belirtilerle uğraşmak, kendini iyi hissetmediğini söylemek ancak daha az hastalanmak ve daha uzun yaşamak sonucunu doğurur.
Sayfa 53 - Friedman, H. S. (2000). "Long-term relations of personality, health: dynamisms, mechanisms, and tropisms", Journal of Personality, Vol: 68, 1089-1107.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Unutma
Sevdiğimiz kişinin gerçek hayatıyla ilgili olduğunu bilmediğimiz şeylerin hiçbirine dikkat etmeyiz; bizim bilmediğimiz bir olay ya da insan hakkında ne dediğini ve nasıl bir tavırla söylediğini derhal unuturuz.
Alıntı
Bütün bu iddialar karşısında Kur'an, muhtevasında yer alan mesajın tarihte ilk defa Kur'an'la birlikte insanlara tebşiğ olunduğu ya da bu öğretilerin tarihte ilk defa kendisiyle birlikte ortaya çıktığı iddiasında değildir. Tam tersine Kur'an, tebliğ ettiği hakikat mesajının ilk insandan itibaren Allah tarafından insanlığa öğretildiğini ve Allah tarafından bütün peygamberlerce temsil ve tebliğ olunan kitabın özünü bu mesajın oluşturduğunu vurgular. Kur'an'da yer alan çeşitli ifadelerde, Kur'an'ın kendisinden önceki kitapları doğrulayıcı (musaddık) ve onları gözeten/sağlamasını yapan (müheymin) olduğuna dikkat çekilir:
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Din
Yarın yaparım diyenler
Ömür, bir defaya mahsus olarak lütfedilmiş, ne zaman biteceği meçhul, fakat sınırlı bir sermâyedir. Onun bir ânı bile sonsuz bir saâdet veya felâketin tohumu olabilecek kadar mühimdir. Mü'min, hayatının her ânını bu şuur ve dikkat ile değerlendirmelidir. Geçen günlerin bir daha geri gelmeyeceğinin idrākiyle, yaşamakta olduğu her ânı ebedî hayatı için en verimli şekilde değerlendirmenin gayreti içinde olmalıdır. Kendisine âhiret azığı hazırlama hususunda bugününü ganimet bilmeli, yapacağı hiçbir hayrı sonraya ve varlığı meçhul yarınlara bırakmamalıdır. Zira hayırlı amellerini erteleyip de ihmalkârlık gösterenler hakkında; "Yarın yaparım diyenler helâk oldu." buyrulmuştur.
Sayfa 194 - Kampanya Kitapları, İstanbul 1438 / 2016·Kitabı okudu
Din İslam
Issız bir çöl köşesinde, aç çocuğunu oyalamak için tencerede taş kaynatan kadına Hazret-i Ömer’in «Halife seni nasıl bulabilirdi?» sözüne karşı, «Beni bulamayacak olduktan sonra ne diye halife oluyor?» karşılığındaki dehşet!.. Bir badiye kadınında bile tecelli edici millet ruhuna ve sırtında bir çuval erzak, ağlaya ağlaya kadının imdadına yetişen devlet büyüğüne dikkat!.. ● Milletçe tenceremizde taş kaynatıyoruz, üstelik başımıza taş yağdırıldığını ve ne arayanımız, ne soranımız olmadığını görüyor da yine gereken sesi çıkaramıyoruz. Var kıyas et!..