Kitabımdan örnek bir bölüm
Aşk Üzerine Kitap adresi insanveisleri.blogspot.com Bölüm adresi insanveisleri.blogspot.com/2024/10/12-ask-... Biliyorum, bulunduğumuz dönemde tüm dizilerde, filmlerde, kitaplarda, her türlü görsel, işitsel materyalde bu konunun işlenmesi yüzünden başlığı görünce kimileri “Arkadaş yine mi aşk, zaten sapım, başka konu mu yok!” diye düşünüp “Uffff” diye ta içten gelen bir üfürmeyle sıkıntısını belli etti. Fakat insan dedik, insan deyince bu konuyu atlamak olmaz ve ben aşkı medyanın suiistimal ettiği şekilde yorumluyor da değilim. Bu nedenle bir kulak verirseniz iyi olur gibime geliyor. En önde şunu söylemem gerekir ki bize medya eliyle sunulan, romanlarda, öykülerde anlatılıp aşk diye yedirilmeye çalışılan ilişki çeşidi aşk falan değildir. Düpedüz üreme içgüdüsüdür, şehvettir. ‘Zahiri aşk’ da derler gerçi, ‘görüntüsel aşk’ demektir. Yani görüntüye çarpan kalp. Güzel bir yüz, sütun gibi bir çift bacak, renkli bir çift göz, biçimli bir kalça, bunların hepsi erkekte üreme güdüsünü kamçılayabilir. Bilinçaltında nasıl bir yavru hasreti çektiğine bağlı olarak, tercihini bunlardan birine yönelik yapabilir. Dolayısıyla hiç eğip bükmeye gerek yok, bunlara duyulan aşk da aşk değil şehvettir. Zaten aşkı anlatan o dizileri, filmleri izleyin, son hep yatakta biter. Tabii bu satırları okuyan kardeşlerim çok da böyle TV’ler, internette vakit tüketecek insanlar değillerdir. Bizler elit insanlarız, vaktimiz değerlidir, boş vaktimizde de ya satranç oynarız ya belgesel izleriz ya da klasik müzik dinleriz. İçtiğimizde de en az on yıl bekletilmiş şarap içeriz. “Bir insan hayvan değilse güzellikten nasıl etkilenmez? Nasıl olur da güzel bir çift göze bakmak mutlu etmez? Hiç mi birini sevmedin arkadaşım sen? Hatta Peygamber bile bir düğünün
ÖLECEĞİN GÜN İÇİN TELAŞLANMA! Onca değer verdiğin bedeninin başına neler gelecek diye kaygılanma! Ne olacak, nasıl olacak diye hiç üzülme! Çünkü Müslüman kardeşlerin senin için gerekenleri yapacaklar : 1- Elbiselerini bedeninden çıkaracaklar. 2- Bedenini yıkayıp gusledecekler. 3- Yeni elbisen olan kefeni bedenine giydirecekler. 4- Evinden dışarı çıkaracaklar. 5- Ve yeni evine, kabre götürecekler. 6- Cenaze merasimin için birçokları işlerini bırakıp gelecekler. 7- Özel eşyalarını toplayacaklar. Elbiselerin, çanta ve ayakkabıların, ne varsa hepsini seçip ayıracaklar; Muvaffak olurlarsa onları sadaka olarak fakirlere dağıtacaklar… Emin ol, sen öldükten sonra kimse işini gücünü bırakıp senin hasretini çekmeyecek. İşler ve ticaret kaldığı yerden devam edecek. Senin görevin bir başkasına devredilecek. Malın ve servetin bölüşülecek, mirasçıların hepsini sahiplenecek. Sen ise kazandığın o malların hepsinden tek tek hesaba çekileceksin. Öldükten sonra senden Alınacak ilk şey adındır. O nedenle öldüğünde sana “cenaze” derler; kimse seni isminle çağırmaz. Sana namaz kılmak için geldiklerinde, adını sormaz, “Cenaze nerede?” diye sorarlar. Omuzlarında taşıdıklarında ve defnettikleri zamanda da adını söylemez, Cenazeyi tutun derler… O hâlde, dikkatli ol; soy, nesep, milliyet, para ve makam seni aldatmasın… Bu dünya ne kadar değersiz, karşılaşacaklarımız ise ne kadar da büyük ve Korkunç!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kadına yönelik taciz, tecavüz ve şiddet olaylarında, suçun failini göz ardı edip, mağduru suçlu gibi göstermek, toplumun derin yaralarından biridir. Bu yaklaşımla kadını suçlayan zihniyet, aslında hem adalet duygusunu hem de insan haklarını çiğnemektedir. Bu tür olaylarda, failin eylemi yerine kadının kıyafeti, davranışları ya da bulunduğu yerin sorgulanması, mağduru iki kez cezalandırmak anlamına gelir. Kadının ne giydiği, nerede olduğu ya da ne yaptığı bir saldırıyı asla meşrulaştıramaz. Ancak toplumun belli kesimlerinde yerleşmiş bu algı, olayın sorumluluğunu saldırgandan uzaklaştırarak kadına yükler. Bu durum, kadını suçlayıcı bir tavırla şiddeti meşru göstermeye çalışan, ataerkil yapının bir yansımasıdır. Bu suçlayıcı tutum, sadece adaletin yerini bulmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda mağdurların sesini kısmalarına, utanmalarına ve yardım istemekten çekinmelerine neden olur. Oysa asıl suçlu olan tacizci, tecavüzcü ya da şiddet uygulayan kişilerdir; mağdurlar değil. Mağdurları korumak ve desteklemek yerine, onları toplum önünde aşağılamak, bir sorumluluk kaçışıdır. Kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlar, bireysel bir sorun olmanın çok ötesinde, toplumsal bir problem olarak ele alınmalıdır. Suçluların sorumluluklarını üstlenmeleri ve hak ettikleri cezaları almaları sağlanırken, mağdurların korunması, onlara şefkat ve destek sunulması gerekmektedir. Suçu mağdurun üzerine yıkan, toplumun bilinçaltına yerleşmiş bu çarpık algı ortadan kaldırılmadıkça, kadınlar güvende olamaz. Kadına yönelik şiddetin, tacizin ve tecavüzün suçlusu, asla mağdur değildir. Bu suçu işleyenlerin sorumluluğundan kaçmak yerine, toplumsal olarak bu suça karşı durulmalı ve adaletin gerçek anlamda tecelli etmesi sağlanmalıdır. Kadınlar, hayatlarını
Alıntı
Kendi üstünde gömleği yokken,sana gömlek önerenlere karşı dikkatli ol. Afrika Atasözü
Dikkatli ol, içindeki Şeytanı kovduğunda. Sahip olduğun en iyi şeyi defetmiş olursun. #Nietzsche -HayatDediğinNedir ki?
Düşünce
Çıplak biri sana gömlek uzattığında dikkatli ol.” Afrika Atasözü