Olaylar ve kişiler gerçektir :)
9/10
·171 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:00
Şiirlerini çok sevdiğim İrlandalı şair Yeats'in, Paddy Flynn adında, neşeli bir ihtiyardan duyduğu halk hikayelerini ve kendi yaşamından ilginç kesitleri, hiç bir ekleme yapmadan yazdığı bir defter... Bugünün İrlanda, İskoçya, Galliler halkları ve Anadolu'da da Galatlar diye bilinen Keltler, politeizm mitolojisine ve pagan inancına sahiptir. Bu nedenle ölmüş ruhlarla bir arada yaşadıklarına inanıyorlar. Özellikle köy yaşamının az sayıda insanın dilden dile konuşulan, -artık hayatın bir parçası haline gelmiş- hayaletlerle sürdüğü söylenebilir. Küçük bir kızın kaybolduğu bir hikayeyle başlıyor eser; kız kimin ne zaman öleceği bilgisiyle döner ve bunu onu kaçıran perilerin söylediğini anlatır... Kelt mitolojisinde uğruna çok kişinin can verdiği Mary Hynes öyküsü anlatılırmış. Söylenenlere göre yeryüzü daha güzelini görmemiş. Ama çok genç yaşta ölmüş... Sonra doğan çok güzel kızların mutsuz olduğuna ve kötü kaderle doğduğuna inanılmaya başlanmış... Belki de 'çirkin bahtı' buradan türemiş olabilir :) Eserde Araf'ın ve cehennemin tasvirleri yapılıyor, çok ilginç detaylar var. Perilerin ve küçük cüce cinlerin, birlikte çalışan, yiyip içen ve farklı giysiler giyen varlıkların görüldüğü halk hikâyeleri... İntikam ve kötülük için etrafta dolaşan, hattâ sırf yaşayan insanların duasını almak için gelen ve onları terketmenin karşılığında dua isteyen azap içinde ruhlar... Yazar da bilge bir dostu ve kahin olduğuna inandığı genç bir hanımla yaptığı yolculuğu anlatıyor, mağarada yaşayan küçük insanlar ve uzun boylu güzel bir kadın görüyor, kadın Yeats'i şöyle uyarıyor; "Dikkatli ol, bizim hakkımızda çok şey öğrenmeye kalkışma." Bazı öyküler kedilerle ilgili öyle şeyler anlatıyor ki; evde kediniz varsa, bir süre çok fena etkisinde kalabilirsiniz :)) Ormanda görülen doğaüstü
Kelt ŞafağıWilliam Butler Yeats · Dedalus Kitap · 201796 okunma
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 02:30
SPOİLER İÇERİR! Birinci kural: Kurallara uy. Üçüncü kural: Babagoo her zaman haklıdır. Dördüncü kural: Sadece Babagoo'ya inan. Beşinci kural: Korkunç kulak ver. Altıncı kural: Hiçbir işaretin olmaması bir işaret olabilir Yedinci kural: Asla dolaba dokunma. Sekizinci kural: Binlerce gün Dışarda'n gelmesem bile beni aramaya gelme. Dokuzuncu kural: Açgöz gelince saklan. Onuncu kural: Ortalıkta başıboş dolaşma. On birinci kural: Şişen hayvanlardan uzak dur. On ikinci kural: Asla duvarın üzerine çıkma. On dördüncü kural: Günlük işleri tamamlamak gerekiyor. On beşinci kural: İçeri'yi onun bizi koruduğu gibi koru. On altıncı kural: Bıçağını unutma. Yirmi birinci kural: İçerideki hayvanlara asla zarar verme. Yirmi ikinci kural: Geceleri Yuva'dan çıkmak yok. Yirmi dördüncü kural: Yükseklere çıkma. Yirmi altıncı kural: Tuzakların görünmediğinden emin ol. Yirmi yedinci kural: Kakaları bırak ama onları aynı yere yığma. Yirmi sekizinci kural: Eğer bir Dışarılı seni görürse İçeri'den uzaklaş ve güvende olana kadar saklan. Yirmi dokuzuncu kural: Bir Dışarılı seni yakalarsa boğazını kes, üzerini çöplerle ört. Sonra mümkün olduğu kadar hızlı ve dikkatli bir şekilde İçeri'ye dön. Otuzuncu kural: Buzdolabının kapısını her zaman kapalı tut. Babagoo, Landfill’i Dışarı'daki tehlikelerinden korumak için sert kurallar koyuyor ve ona dışarısı hakkında korkutucu hikayeler anlatıyor. Ancak Landfill büyüdükçe, her çocuk gibi sınırların ötesini merak etmeye, Babagoo’nun otoritesini ve "İçeri'yi ve bizi korumak için söylenen yalanları" sorgulamaya başlıyor. ... Modern dünya bize sürekli tüketmeyi ve eskiyen her şeyi arkamıza bakmadan fırlatıp atmayı öğretiyor. Peki, bizim "çöp" deyip geçtiğimiz o atıklar, bir başkasının tüm evreni olsaydı? Darren Simpson, Çöpçüler romanında tam olarak bu sorunun
ÇöpçülerDarren Simpson · Genç Timaş Yayınları · 2020674 okunma
Reklam
Gerçekleşmeyeceğini Bile Bile Bir Umuda Sarılmak
Puan vermedi·268 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 16:58
Doğan Cüceloğlu’nun dili gerçekten o kadar sade ve o kadar sıcak ki, kitabı okurken ister istemez seni içine çekiyor. Kısa süre önce Aziz Nesin’in Biz Adam Olmayız kitabını okumuştum. Bu kitapta da yazarın verdiği birçok örnekte Aziz Nesin’in gözlemlediği insan tipleriyle tekrar karşılaştım. Aziz Nesin mizahla yüzümüze vururken, Doğan Cüceloğlu empatiyle ve anlayışla anlatmaya çalışıyordu. Bu iki farklı yaklaşımı görünce mizahın ötesinde, insanı ve toplumu okuyabilmenin ne kadar büyük bir yetenek olduğunu bir kez daha düşündüm. Kitap 1979 yılında yazılmış. Okurken aklıma sık sık şu soru geldi: Acaba yazar bugün aynı kitabı yazsaydı bu kadar naif ve iyimser bir yaklaşım sergileyebilir miydi? Dönemin koşullarını bugünküyle kıyaslayınca, bazı noktalarda iyimserliğin fazla ağır bastığını düşünüyorum. Eskiden bir trafik kazasında arabadan inip iki küfür iki yumrukla olay bitebiliyorken, bugün en ufak bir harekette bıçakla, silahla yaralama ve hatta öldürme olayları yaşanabiliyor. Ben de hayatım boyunca iletişimin önemine inanan biri olsam da, artık eşime ve dostuma “trafikte haklı bile olsan dikkatli ol” diyorum. Çünkü öfkenin sınırı kalmadı. Bu kitabı okuyan birçok insan “bunları zaten biliyorum” diyecek. Ben de bildiğim halde keyif alarak okudum. Ama asıl mesele bilmek değil, uygulamak. Birçok insan uyguladığını sanırken bile farkında olmadan tam tersini yapıyor. Bu yüzden bir ara “keşke bu kitap okul müfredatına konabilse” diye düşündüm. Erken yaşta öğretilse çok faydalı olurdu. Sonra kendi kendime gülümsedim. Çünkü bugün elli kişilik bir sınıfta herkes bunları anlayabilir belki ama insanı zamanla başka birine dönüştüren düzenin içinde, buna ne kadar izin verirler emin olamadım. Kitapta değindiği bazı noktalar beni özellikle etkiledi: Bir ülkenin trafik
İnsan İnsanaDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20219,7bin okunma
Beyninizi yakmaya hazır mısınız? /797. İnceleme
Puan vermedi·244 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 23:37
Kendime ithaf edilmiş bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum incelememe… Şaka değil gerçek! “Bu kitabı hastalara ve özverili hasta yakınlarına ithaf ediyorum.” Yaklaşık bir ay kadar önce gördüm Sayın Oytun Erbaş’ı ve kitabını imzalarken bir de ilaç yazdı bana. “Adama bak hasta mıdır nedir,” derken meğer ben hastaymışım da bilmiyormuşum. “Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulur,” sözü geldi aklıma. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Ne der bir yazar, “Ağlanacak halime kahkaham kalmadı.” “Ne kadar çok entelektüel gelişim, o kadar sağlıklı bir ruh hali.” İnsanlığın varlığını “kısa boylu” insanlara borçlu olduğunu biliyor muydunuz? İyi ki onlar var, olmasalardı olmazmışız. “Herkes uzun boylu olsaydı, Buzul Çağı’nda tek bir insan ayakta kalamazdı. Oysa aramızda kısa boylular vardı ve kısa boyluların ısı kaybı uzunlara göre daha az olduğundan onlar bu soğuk devirde ayakta kalmayı başardılar.” Kısa boyluları sevelim, onları koruyalım. Önemli olan boy değil karakter deyip konudan uzaklaşmak istiyorum, Arthur Schopenhauer’ın da dediği gibi, “Hiç kimsenin öyle uzun boylu gıpta edilecek tarafı yoktur; fakat çokları var ki bu ölçüde acınmaya layıktır.” “İlginçtir, Anoreksiya hastalarının %98’i kadın, kalan %2’lik dilim ise homoseksüel erkeklerdir.” Çağımızın çığ gibi büyüyen hastalığı. Kilolu olmadıkları halde kendilerini kilolu gören, hep kilo fazlası olduğunu düşünen kadınlar… Neden kadınlar peki? Çağımızda kadınlara öyle algılar oluşturuldu ki sanki hep güzel olmak zorundalar, fizikleri düzgün olmak zorunda… Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da, “Tarih boyunca Vahşi Kadın’ın ruhsal toprakları yağmalanıp yakılmış, buldozerlerle düzlenmiş ve başkalarını memnun etmek üzere doğal döngüleri, doğal olmayan ritimlere büründürülmüştür,” der. Bir dergide okumuştum, “Tırnak uzatmaya
Psikiyatrinin Kara KitabıOytun Erbaş · Siyah Kuğu Yayınları · 2018859 okunma
10/10
·328 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 01:20
48 dile çevrilmiş, kalbe dokunmayı çok iyi bilen bir Mitch Albom başucu eseriyle geldim bugün size "Bir Kere Daha" ​Hikaye, bir kumarhanede ardı ardına üç kez şans numarasını tutturup milyonlar kazanan Alfie’nin sorgu odasında başlıyor. Dedektif La Porta bunun nasıl bir hile olduğunu çözmeye çalışırken, Alfie çantasından üstünde ölürsem okunsun yazan bir kompozisyon defteri çıkarıp masaya koyuyor. Ve biz o defterin sayfalarında, insanı kendi hayatıyla yüzleştiren büyülü ama bir o kadar da acımasız bir gücün hikayesine ortak oluyoruz. ​Alfie, daha 8 yaşındayken annesini kaybettiği o en acı günde bir yeteneği olduğunu keşfediyor: Geçmişe, aynı ana bir kez daha geri dönme şansı... Hataları düzeltmek, ergenlik utançlarından kaçmak ya da hayatı daha mükemmel kılmak için bu gücü kullanıyor. Ama annesinin ölürken yaptığı o uyarı hep havada asılı kalıyor "Bu gücü kullanırken çok dikkatli ol." ​Çünkü Alfie her şeyi ikinci kez yaşıyor ama ölümü değiştiremiyor. En yakın arkadaşı Wesley’yi kaybettiğinde, ölüm karşısındaki o çaresizlikle bunalıma sürükleniyor. Kitabı okurken kendime defalarca şunu sordum, ölüm dışında her şey için hayatta bir şansımız daha olsaydı nasıl olurdu. Ölümün o mutlak duvarı, hayatın geri kalan tüm hatalarını ne kadar da telafi edilebilirdi? ​Kitabın beni en çok sarsan ve büyüleyen kısmı ise aşkın o narin, geri dönüşsüz doğası oldu. Alfie’nin Gianna’ya olan derin aşkını okurken içiniz titriyor. Ama insanın kararsızlığı ve insani zaafları araya girince aşkın nasıl usul usul mahvolduğunu görüyorsunuz. Özellikle kitapta öyle bir kural var ki kalbimi acıttı bir aşkı geri aldığında, o kişi sana bir daha asla âşık olamaz. Bazı duyguların büyüsü bozulunca, zamanı geriye sarsanız bile ruhu geri gelmiyor işte. ​Alfie’nin hayatını sonsuza dek değiştiren o büyük
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202645 okunma
Hayat acemileri
8/10
·224 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 20:20
Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum. Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk başta bahsettiğim çoğunluğu kapsayıcı olan anlatım şeklini belirtmemin aslında nedenini sanıyorum ki açıklıyor. Kitap, tipik kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak iyileştirici, umut aşılayıcı düşünce yapısıyla ilerlemiyor, okurun kendi eksikliğini bulması ve onun için neler yapılabilirin üzerinden ilerliyor. İnsanların neden genel olarak mutsuz oldukları ile de kitapta bir bölüm var. Genellikle biliyorsunuz insanlar neden mutsuz olduğunu açıklayamaz, iş hayatı, aile hayatı, özel hayat gibi onlarca nedenin içinde insan rahatsızlıklarını genellikle bedensel yorgunlukta arar, ancak yorgunluğunun temel nedeni bastırılmış birçok duygunun dışa psikolojik olarak vurumudur diyerek yazarımız bu durumu açıklıyor. Beyhan Budak'ın sanırım bulduğu bir kavram olan kitabın da adı olan "Hayat acemiliği"
Edebiyat
Hayat Acemileri İçin Yaşam RehberiBeyhan Budak · Kronik Kitap · 20243,705 okunma
Reklam
Reklam