Bir çöplük düşünün; içerisinde beton yığınlarının, paslı demirlerin, eski, yıpranmış ve pis dolapların, minderlerin, örtülerin, paslı tren raylarının, vagonların... Aklınıza gelebilecek tüm eşyaların bulunduğu bir çöplük. Kirli, pis ve buna bağlı ekşi kokan, etrafı duvarlarla çevrili ve de içerisinde birçok hayvanın yaşadığı bir arazi. Fakat burayı güzel kılan bir nokta var; orada yaşayan iki insanın bulunması; Babagoo ve Landfill...
Kitap, Landfill'in sincap Joyce ile kovalamaca oynaması ile başlıyor. Bu sayede çöplüğün neye benzediğini öğreniyoruz. Ve böylelikle, oranın bir çöplükten öte, bir yaşam yeri olduğunu anlamaya başlıyoruz.
Landfill, duvarların içinde yaşayan ve duvarların dışında ne olduğunu bilmeyen bir erkek çocuğu. Tanıdığı tek insan Babagoo. Bir de duvarın dışında yaşamlarını sürdüren insanlar. Fakat Landfill onları tanımıyor bile. İnsan ne demek bilmiyor. Onun için duvarın içi 'İçeri', duvarın dışı 'Dışarı' olmakla beraber 'Dışarı' da yaşayanlara 'Dışarılılar' denmekte. Çünkü Babagoo ona öyle öğretmiş.
Bu İçeri'de belli kurallar var. Hepsi de Babagoo tarafından konulmuş kurallar. Tek sorun şu; bu kurallara uyması gereken ilk ve tek kişi Landfill. Çünkü onlar dışında İçeri'de yaşayan tek canlılar hayvanlar.
Bu kurallardan biri de şu; duvarın dışına bakma. Aslında her şey burada başlıyor.
Hani bir söz var, ağaç yaşken eğilir, diye. İşte Babagoo da Landfill'i ömrünün yaş zamanlarında olduğu için kolayca yalanlarına inandırabilmiş. İlk önce onun bir tohum olduğunu, dışarılıların açlık hastalığına yakalanıp değerli olduğunu bilmeyerek attığı çöplerden biri olduğunu, kendisinin de onu bulup büyüttüğünü masal anlatır gibi anlatmış çocuğa. O da ne yapsın inanmaktan başka.
Daha sonra dışarı da yalanların, nefretin ve deliliklerin bulunduğunu, eğer dışarılı