"Gerçek" para, yani üretkenlikten, sanayiden ve yasal ticaretten gelen sermaye, varlığını korumak için öngörülebilirlik ister. Dikta rejimlerinde hukuk, yöneticinin iki dudağı arasındadır. Gerçek sermaye, bir gece kararnamesiyle varlıklarına el konulabileceği (kamulaştırma, kayyum vb.) bir iklimde kalmaz. Para, girdiği yerden istediği zaman çıkabilmelidir. Sermaye kontrollerinin başladığı, keyfi vergi cezalarının kesildiği otokrasilerde "beyaz sermaye" hızla demokratik ve şeffaf hukuk devletlerine göç eder. Yasadışı yollardan elde edilen veya kaynağı belirsiz olan sermaye için "hukuk" bir koruyucu değil, bir tehdittir. Bu para türü neden dikta veya zayıf kurumsallaşmış rejimlere yönelir? Şeffaflığın olmadığı, denetim mekanizmalarının (Sayıştay, bağımsız yargı, özgür basın) felç edildiği rejimler, kara paranın yıkanması ve saklanması için en ideal laboratuvarlardır. Bu rejimlerdeki "kumanda odası", iktidarını korumak için dışarıdan gelecek kayıt dışı nakit akışına muhtaçtır. Karşılıklı bir simbiyotik ilişki gelişir. Diktatör parayı korur, para da diktatörün sistemini finanse eder. Bugün bu kirli paranın en önemli araçlarından biri de denetimsiz dijital mecralardır. Takibi zor olan bu akışlar, kurumsal demokrasilerin sert regülasyonlarından kaçıp, "soru sormayan" otoriter limanlara demirler. Disraeli ve Trump-Kushner örneğine dönersek; siyasetin "şahsileşmesi" ve kurumsal ciddiyetten uzaklaşıp bir "aile şirketi" veya "lobi aparatına" dönüşmesi, aslında bir ülkenin finansal iklimini şeffaf bir hukuk devletinden, bir gri alan rejimine doğru kaydırır. ABD, "gerçek para" (uzun vadeli yatırımcı, emeklilik fonları, teknoloji sermayesi) için güven kaybederken; "operasyonel para" ve "siyasi pazarlık sermayesi" için bir oyun alanına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır.
Tarihin