Her gün taş sokaklardan, içi idam mahkûmlarıyla dolu at arabaları sarsıla sarsıla geçiyordu. Güzel genç kızlar, hoş hanımlar, kumrallar, siyah saçlılar, ak saçlılar; delikanlılar; güçlü adamlar ve yaşlılar; soylular ve köylüler; bunların hepsi her gün leş gibi zindanların karanlık mahzenlerinden gün ışığına çikarılıp, giyotin hanıma, o bitmek tükenmek bilmez susuzluğunu gidersin diye kırmızı şarap niyetine ikram edilmek üzere sokaklardan geçirilip götürülüyorlardı.
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ya da ölüm !
En kolay hayata geçirileni sonuncusuydu. "Yaşasın Giyotin!"