Soru: Gerçek nedir?
Cevap: İnsan neye inanıyorsa, gerçek o.
Alamut’ta anlatılan ise tam olarak bu.
İkna gücü sınır tanımayan, karanlık bir zekâya sahip, hırslı ve sarsılmaz iradeli bir adam çıkar karşımıza.
Hasan Sabbah'ın kendi krallığını inşa ederken, düşmanlarını yok etmek için kurduğu suikast düzeniyle yalnızca çağını değil, kendinden sonrakileri de etkileyen bir düzenin mimarı olduğunu fark ediyoruz bu arada.
Ve onun dünyasında amaca giden yolda hiçbir engel olmadığını da.
İslami değerleri kendi sapkın öğretisinin malzemesine dönüştüren, inancı bir silah gibi kullanarak insanları esir alan, zihinleri ustaca manipule eden bu adam, fedailerinin gözünde artık bir lider değil, neredeyse tanrısal bir varlık.
Bu karanlık ve sahtekâr düzeni açığa çıkarabilecek yegâne güç ise Müslüman Türk devleti Selçuklular.
Bu yüzden onları baş düşman ilan eder, hedef tahtasına yerleştirir.
Hasan Sabbah kim, nasıl bir düzen kurmuş?
Haşhaşiler nasıl bir yapı içinde örgütlenmiş?
Şia ile İsmailiyye arasındaki benzerlikler ve ayrımlar neler?
Okuyan herkesin ilgisini çekeceğini düşündüğüm kitap, bütün bu soruların cevaplarını da veriyor bizlere.
Akıcı dili ve güçlü atmosferiyle beni hemen içine çeken bir roman oldu Alamut.
Merak duygusunu sürekli canlı tutarken, aynı zamanda gerçeklik algısını sorgulatmayı da başarıyor.
Bu yönüyle oldukça etkileyici.