Aşkın nasıl bir imkânsızlığa tosladığını da anlıyordum. Aşkın nesnesinin bir bene hapsolmuş, önümüze uzanabilecek bir insan olduğunu sanırız. Heyhat! O insanın işgal ettiği ve edeceği tüm uzay ve zaman noktalarındaki uzantısıdır aşk.
Sevmediklerimizle yaşarız ancak; bir kadına, bir ülkeye hatta bir ülkeyi benliğinde barındıran bir kadına yönelik o dayanılmaz aşkı öldürmek için hayatımıza soktuklarımızla birlikte yaşarız.
O bize adamın kendisiyle sevgili olmayı istediğini itiraf eder, bizse adamın tekliflerini nasıl dinlemiştir, diye kabir azabı çekeriz. Reddetmiştir, demesine göre. Ancak bir zaman sonra, anlattıklarını aklımızdan geçirirken hakikaten reddettiğinden şüpheye düşeriz zira bize anlattığı farklı şeyler arasında, gerekli mantıksal bağ eksiktir ve doğruluğun kanıtı da ne söylendiğinden ziyade bu bağdır.