“… gerçekten, yeni kuramlar bile, suçunun sadece onu baskı altında tutan güce karşı bir isyandan ibaret olduğu fikrini aşılamaktadır. Toplum, ezici gücüyle suçluyu kendinden koparıp atar…”
“…ilkin kendi kendinize yalan söylemeyin. Kendi kendine yalan söyleyip yalanını ciddiye alan insan sonunda ne kendinde, ne de çevresinde gerçeği seçemez olur, böylece hem kendisine, hem de başkalarına saygısızlık eder. Saygının olmadığı yerde sevgi de kaybolmaya başlar. Bunun boşluğunu doldurmak, gönül eğlendirmek için kendini çeşitli tutkulara, kaba zevklere bırakır, ahlaksızlığını hayvanlığa vardırır; bütün bunlar durup dinlenmeden kendisine ve çevresine yalan söylemesinden doğmaktadır.
Kendi kendine yalan söyleyem herkesten önce alınır. Bazen alınmak pek tatlı gelir, değil mi? İnsan, kimseden kötülük görmediğini; kırgınlığı kafasından uydurup laf olsun diye, sırf sahne yaratmak için yalana sarılarak pireyi deve yaptığını bildiği halde surat asar, büyük bir zevkle gücenir ve bunu gerçek nefrete kadar da götürür…”
Kulaktan işittiği bir görüşü bozduğu, değiştirdiği ya da onu hiç gerekmediği bir yere yerleştirdiği de olurdu: Böylece ortaya saçma sapan bir söz salatası çıkıyordu.