Başkalarını bir yana bıraksak bile kendi kendime ne söyleyeceğim? Bu düşünce zaman zaman benim de uykumu kaçırıyor, ama ben geleceğe ait şüphelerimle sizi üzmüyorum; çünkü ben umutların en iyisine bağlanıyorum.
Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekasına alabildiğine açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı…
Düştüğü ıssız ve vahşi ormandan kurtulup da doğru yola çıkması imkansız görünüyor; çevresindeki ve gönlündeki orman gittikçe sıklaşıyor, karanlıklaşıyor; dar geçitler kapandıkça kapanıyordu; zekasındaki uyanıklık gittikçe azalıyor ve artık içindeki sönmüş güçleri bir an için uyandırabiliyordu. Düşünme ve isteme gücü çoktan ve belki de umutsuz olarak felce uğramıştı.
Ta kendisiydi, kuşkusuz!
Ama ne olursa olsun - o değildi de aynı zamanda, o olamazdı, o katil olamazdı. İdam yerinde dikilen adam masumluğun ta kendisiydi.
Şimdilik yalnız iğreti olarak da olsa, kendisinde olmayan insan kokusunu edinmek istiyordu. Elbette insanların belli bir kokusu yoktu, belli bir insan yüzü de olmadığı gibi.