Bugün öğretmen bir arkadaşla gün batımına doğru yağmurlu ve kasvetli bir havada, tek şemsiye altına sıkışıp, ellerimizi kabanımıza sokup, durağa doğru hızlı adımlarla yürüdük. Böylece Dostoyevski'nin meteliksiz, buhranlı memuruna hayat vermiş olduk.
Gönül almak diye bir şey kaldı mı sahiden? Konuşarak çözmek, kırgın bırakmamak, anlaşmak, çekinmeden yüze konuşmak ve arkaya hiçbir şey bırakmamak? Nasıl da bireycileşiyoruz her gün. Ben, o, bu, şu ve "diğerleri". Bu kadar mı keskin çizgilerimiz? Bu kadar mı mühimiz ve mühim değil bir başkası? Küçücük dünyamızda bile bütün olamaz, egolarımızı kontrol edemezken nasıl ümmet olabiliriz? Biz İslam'ı karakterimizde yaşatamadıktan sonra sloganlar savursak kaç yazar ki?
Dilan️ Yaşam ve Eğitim Koçu