Martin ayakkabılarını unuttu ve dudakları kıpırdanmaya başlayıp da “Ruth” diye mırıldanana kadar gözlerini ayıramadı onlardan. Tek bir hecenin bu kadar güzel bir tınısı olabileceğini hiç düşünmemişti. Kulaklarını mest eden bu sesi tekrarladıkça kendinden geçiyordu. “Ruth.” Bu bir tılsım, büyü yapmak için kullanılabilecek sihirli bir sözcüktü. Onu her mırıldanışında, kızın yüzü gözlerinin önünde titrek bir ışıkla parıldıyor, o pis duvarı altın renkli bir ışıltıyla kaplıyordu. Bu ışıltı duvarda da kalmıyor, sonsuzluğa uzanıyor ve Martin’in ruhu bu altın renkli derinliklerde kızın ruhunu arıyordu. İçinde iyi ve güzel olan ne varsa görkemli bir sel gibi dışarıya fışkırıyordu. Kızın düşüncesi bile onu yüceltiyor, arındırıyor, daha iyi bir insan yapıyor ve daha iyi bir insan olmaya özendiriyordu.