Johann Hari, Görünmez Bağlar’ta kendi depresyon ve anksiyete deneyiminden yola çıkarak, bu rahatsızlıkların yalnızca “beyindeki kimyasal dengesizlik” olarak görülmesinin yetersiz olduğunu savunuyor. Hari, depresyonun kökünü dokuz ana bağlantı kopukluğunda arıyor, anlamlı iş eksikliği, zayıf sosyal bağlar, doğadan uzaklaşma, bastırılmış travmalar, gelecek umudunun yitimi, temel ihtiyaçların karşılanmaması ve toplumsal eşitsizlik gibi. Yıllarca süren görüşmeler ve örneklerle, depresyonu bireysel bir kusur değil, modern hayatın dayattığı koşulların doğal bir sonucu olarak sunuyor. İlaçların bazı insanlara fayda sağlayabileceğini kabul etse de, Hari gerçek iyileşmenin “yeniden bağlanma” yoluyla, insanlarla, doğayla, anlamlı işler ve topluluklarla yeniden ilişki kurmakla mümkün olduğunu vurguluyor. Metnin bana yansıyan tarafı rahatlatıcı oldu. Kitabın yaklaşımı bana ,bu bir ilaç meselesi olduğu kadar, yaşamın düzenlemesi meselesi gibi geldi. Çözüm önerilerinin insan merkezli olması, doğaya çıkmak, gerçek ilişkiler kurmak, çocukluktan gelen yaralarla yüzleşmek, anlamlı bir amaç bulmak... basit ama çoğumuzun ihmal ettiği şeyler bunlar. Bilimsel bazı çıkarımları tartışmaya açık olabilir, yine de kitap, modern yalnızlığı ve anlam eksikliğini adlandırıp pratik yollara dikkat çekmesiyle güçlü ve iyileştirici bir yön sunuyor.
"Doğayı değiştiremiyorsun - çünkü bu hava durumunun işi. Mevsimlerin işi. Bir şeyler ekiyorsun, ya tutuyor ya tutmuyor. Bunun nasıl yapılacağını öğrenmen gerekiyor. Sabır göstermeyi öğrenmen gerekiyor. Çabuk bir çözüm yok. Bir bahçe oluşturmak zaman, enerji yatırımı ve bağlılık istiyor.... Bahçe işinde bir seferde pek bir şey yapmış gibi hissetmeyebiliyorsun, ama bunu belli bir süre boyunca her hafta yapınca bir değişim görüyorsun." Burada meselenin "uzun