Sevgili Nastenka, inanır mısınız ona bakarak delice hayallerinde öylesine sevdiği kimseyi gerçekten de hiç tanımadığına ? Gerçekten de onu baştan çıkarıcı hayallerde görmüş ve bu tutkuyu sadece düşlemiş midir ? Gerçekten de yaşamlarının şu kadar yılını beraber, bir başlarına bütün dünyayı unutup kendi dünyalarını, kendi yaşamlarını diğerininki ile birleştirerek kol kola geçirmemişler midir ? Gerçekten de geç bir vakitte, ayrılık vakti geldiğinde, kız hıçkırarak iç çekerek adamın göğsüne yaslanmamış mıdır, karanlık göğün altında savrulan fırtınayı duymaksızın, kara kirpiklerinden gözyaşlarını alıp götüren rüzgârı duymaksızın… Gerçekten bütün bunlar hayal miydi ve onların içinde sık sık birlikte gezindiği, umutlandığı, üzüldüğü, sevdiği, birbirlerini öyle uzun süre ve şefkat ile sevdiği o yosun ile kaplı, ıssız, loş bir yolu olan neşesiz, terk edilmiş viran bahçede mi hayaldi ! Nasıl acı çekiyorlar, nasıl korkuyorlardı, nasıl günahsız, saftı aşkları…Biliyorum, Nastenka, biliyorum ! diye bağırdım, duygularıma daha fazla hakim olamayarak.Geleceği düşünmeye de korkuyorum, çünkü gelecekte yine yalnızlık yine bu küflü, gereksiz yaşam; neyin hayalini kuracağım ki, sizin yanınızda böyle mutlu olmuşken artık ! Ah sağ olun, siz, sevgili kız, beni ilk seferinde uzaklaştırmadığınız artık yaşamımda iki gece olsun yaşadım diyebileceğim için !