Her zaman zihnime onu besleyecek kırıntılar verdim, sanki çiğneyecek bir şeyi olmazsa anında beni yutacak vahşi ve kötücül bir canavarmış gibi. Bütün hayatım boyunca başka bir varoluş şekli olabileceğin düşünmedim.
DEB'li bir zihin için fiziksel egzersiz lüks değil, zorunlu bir tıbbi ihtiyaçtır. Düzenli hareket etmek, beynin en çok ihtiyaç duyduğu dopamin ve endorfin kimyasallarını doğal yoldan salgılatarak sinir sistemini sakinleştirir ve odaklanmayı artırır.
Zihninizdeki o durmak bilmeyen düşünce akışı, doğru kanala akıtılmadığında bir baraj gibi patlar ve kaygıya dönüşür. Bu enerjiyi sanata, özgün fikirlere veya bir amaca yönlendirmek, DEB'li zihnin en organik ilacıdır.
DEB’li çocuk ya da yetişkin, başkalarının sözünü kesmekten kendin alamaz, her türlü aktivite de sırasını beklemek ona işkence gibi gelir ve genellikle sonrasını düşünmek diye bir kavram yokmuş gibi düşünmeden konuşur ya da hareket eder.
Kişi fark eder ve yavaş yavaş davranışı yargılamamayı, onu yönlendiren duyguları kabul öğrenir. "Ben en büyük düşmanım" diye şikayet edecektir biri. "Başkalarının ne düşün
düğü neden bu kadar umurumda?" Ya da "Asla işe yaramadığını bildiğim halde neden böyle bir şey yapayım ki?" Şefkatli bir ilgi tonuyla sorulan bu tür sorular, bulanık ve karanlık olan çok şeyi aydınlatmaya yardımcı olabilir. Çoğu zaman bunlar soru bile değildir. Sabırsız ve kendini kınayan ifadelerdir. "Başkalarının ne düşündüğünü neden bu kadar önemsiyorum" bu durumda yargıydı: "Bende çok yanlış olan bir şey var. Başkalarının fi
kirlerinden bu kadar korkmamam gerektiğini bilmem gerek."