İnsanlar birbirlerinin sadece ekmeğiyle
değil ruhuyla da, biri diğerini hissederek, tahayyül ederek beslenirdi; aksi takdirde ne düşünecek, nerede harcayacaklardı güven dolu, hassas yaşam güçlerini, üzüntülerini dağıtmayı nereden öğrenip de avunacaklardı, nerede öleceklerdi fark edilmeden ... Sırf kendini tahayyül ederek yaşayan her insan kısa zamanda ruhunu kemirip bitirir, yoksullukların en kötüsünde tükenir, kederden çıldırarak can verirdi.
Aslında insanlar akıldan ya da hakikatten değil, sırf doğdukları için yaşarlar ve kalpleri, çarptığı müddetçe, çaresizliklerini işleyip parçalara böler, kendi de sabırla çalışmaktan cevherini yitirerek viran olur.