Eserde ilmi isteyene veririm diyen Cenab-ı hakkın muhatabı ile karşı karşıyayız diyebilirim.
Daha doğmadan manevi cihazat ile dolu olan bir aile yapısı, doğduktan sonraki süreçte taklitten ve teslimiyetten ibaret olan zayıf iman yada göstermelik iman değil, iman davası uğruna kendinden vazgeçen hakiki bir alimin hayat vazifesi,iman vazifesi,ahiret vazifesi yolundaki okumaları , ibadetleri, itaatleri, ve yolculukları özellikle tabiat ile ilgili okumaları hep dikkatimi çekmiştir ve bendede belki en çok eserlerinde dikkatimi çeken bu yönü benide bu uyanışa sevk etmiştir.
“Mevcudatta fiili gör
Fiilde faili gör
Tabiatta haşre benzeyen uyanıklık tefekkürünü” tekrar tekrar hatırlatıp mahlukta mabudu görmeye yöneltmiştir.
Üstadın eserlerini okuyanlar kendi ile ilgili olaylara ne kadar arz edilmişse o kadar vakıf olabilmiştir.
Bu tarz bir esere imza atan yazar elini taşın altına koyup o döneme ait siyasal, sosyal ve dini açıdan alıntılarada yer vermiş olup
k/alemini akıcı,kimi zaman Üstadın penceresine olan yakın üslubu ile ,sürükleyici ve merak uyandırıcı bir biçimde yansıtan eser, kişiyi Üstadın ilmî muhabbet çekimine muhattap kılmıştır.
üstadın gayreti ilmi kendinde değil ümmette görmek olup,
soru sorma hakkını kendinde görmeyip ,
sorulara muhattap kılmıştır kendini.
İlmin izzetinin muhafazasını harama bakmamakta görmüş ve bunu hayatına şeair edinmiştir.
Birçok alim, şeyh ve mollara yer verip kendi iç hesaplaşmaları ve alimlerin birbirleri ile olan imtihanları, ilmin sahibine gıbta yerine haset edilmesi gibi ilmi nefse yenik düşürme halleri…
İlim öğrenmeye ihtiyacım kalmadığını söylediğin an aslında cahil kalacağını ve
Arvasi Hz. şu sözü ile
“ İlim cehli izale eder, ahmaklığı değil.” düsturunu.
İlmi yolda hep hatırda tutmak gerektiğini bilip
Rabbimizin ilmîmizi