Bugün geldiğim noktada hayatımda kimseye vermediğim değeri verdiğim halde yine de yettirememiş olabilirim. Sevdiğim/sevdiği kadar değil, sevdiği GİBİ sevmemiş ve sevdiğim GİBİ sevilmemiş olabilirim. Aynı dili konuşmuyordur sevgilerimiz belki. Geç de olsa bunu görmek güzel. Daha da geç olabilirdi.
İdrak yetmezliğim belli ki son evrede çünkü…
Elinden geleni yapıp, elinden gelmeyene teslim olduğun günler vardır. Pişmanlık duymayan ve geri adım atmayan duruşunla ölümüne eleştirildiğin yerde senin gerçekten pişmanlık duyman, ilk kez geri adım atman ve çok geç olması berbat bir his evet. Pişman olduğuna da pişman oluyor insan. Berbat bir döngü.
İçimi bir kuyuya bağırasım var. Anlatamadıklarımı, anlaşılmadıklarımı haykırasım ve sonra bir daha hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi arkamı dönüp gidesim…
Aslında denedim. O kuyuya bağırdım bütün öfkemle. Sesimin belki yankısı duyulurdu aslı olmasa da. Sonra bir şey oldu. O ses anlamadığım bir şekilde beni kuyunun içine çekti. Döne döne değil, ağır çekimde değil, ışık hızıyla çekildim kuyunun dibine. Islak desem değil, kurumuş desem değil… Nemli, karanlık, boğucu. Dibin dibi. Çakıldım ama hayattayım. Hayattayım denirse buna. Yukarıdan aşağı çakılırken bütün heveslerimi kaybettim ki zaten kırıntı halindelerdi uzun zamandır.
Şimdi o nemli, kaygan taşlara tutunup çıkmak için çok uzun bir yolum var. Yapabilir miyim bilmiyorum, değecek mi bilmiyorum, daha ne kadar çakılabilirim bilmiyorum… Ama zorundayım. Şu dibin dibinde olana bitene teslim olup kaybolmak bile lüks bazen ve benim böyle bir lüksüm yok.