Çünkü o devrin koşullarında yüzünü Batı'ya dönmüş olan herkes, uluslaşma sürecinin ancak dinîn uluslaşmasıyla mümkün olabileceğine inanıyor ve dinî düşüncenin modern karakteristikleri belirlenmedikçe, hayallerinde yaşattıkları ideallerin gerçekleşebileceğini pek düşünmüyorlardı. Dinsiz bir dünya değildi onların düşledikleri... Bilakis yenilenmiş, ıslah edilmiş, modern çağın gereklerine cevap verebilir hale getirilmiş bir dinin , içinde yer aldığı bir dünya idi .