dilruba yılmaz

dilruba yılmaz
@dilobal
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım
Doğum lekesi gibi 14 öykü
Puan vermedi·99 syf.··
2023 1. kitabı
Barış Bıçakçıdan okuduğum üçüncü kitaptı doğum lekesi gibi bir gülümseme. Barış Bıçakçı'nın kalemi oldukça hafif bir kalem. Ne abartılı betimlemeler var ne de 300 400 sayfaya yayılmış bir romanın kalabalıklığı. Aksine oldukça basit bir dille beraberinde 100 bilemedin 200 sayfa arasında gidip geliyor tüm olaylar. Kitabın tamamında bir bütünlük arayışı vardı. Belki de bu yüzden 14 hikayeden oluşuyordu bu kısacık hikaye kitabı. Sanırım Barış Bıçakçı da bu kitabı yazarken yaşarken elde edebileceği şeyin bütünlük değil de anların büyüsü olduğunu kabul etmişti tıpkı 120 Keçelik Kalem Takımı'nda yazdığı gibi. incecik, hayatın içinden diyologlar ve iç konuşmalarla ilerledi tüm hikayeler boyunca. Oysa o kısacık cümlelerde bile yaşayacak bir ömrü kalmamış insanların hayata dair özlemlerini hissedebiliyordunuz. Bir yaşamı daha olsa bulacağı anlamın arzusuyla yanıp tutuşan insanları tam avuçlarınızda hissedebiliyordunuz. Her insanın gerçeğinin aynı olmak zorunda olmadığını çok güzel hissettirdi Bıçakçı. Kendini bulabilmek için önce kendini kaybetmek gerektiğini bir kez daha söyledi. ve değişimin sadece yazılan hikayelerde söylenen sözlerde kalmaması gerektiğini yüzümüze soğuk bir su gibi çarptı. Modern dünyanın sorunlarını ele almak ve bu yarayı kaşıyabilmek bir yetenekten de öte Bıçakçı'nın da onlardan biri olduğunu gösteriyor. Bilmiyorum insan bazı hisleri bu kadar güzel taklit edebilir mi ama benim okuduğum 14 hikaye yalnızca gözlemlenmiş bir gerçekten çok daha öteydi. Değişen toplumda,yüzlerindeki doğum lekesi gibi gülümsemeler ile içlerindeki eşeleklerin çatışmasının böyle güzel anlatılması üstüne konuşulacak pekte bir şey bırakmıyor geriye. Sadece insanı yalnız hissetmekten bir an olsun uzaklaştırıyor ve kendini anlaşıldığında bulacağına inanan, suratında doğum lekesi
Edebiyat
Doğum Lekesi Gibi Bir GülümsemeBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20212,412 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
Merhaba! İncelemeye başlarken tıpkı herkes gibi benim de bu kitabı okurken oldukça ikilemde kaldığımı söylemek isterim.Bu kitap bir ütopya mı yoksa distopya mı?Kitabın sunuşunda da belirtildiği gibi bu kitapta bizi, başımızı ezen dev bir çizme beklemiyor.Aksine,her şeyin 'kusursuz' ve mutlu olduğu bir gerçeklik(?) karşılıyor. Herkes,herkes içindir diyerek başlıyor kitap ve kitap boyunca bunu gerçekten gözlemliyoruz.Şu an yaşadığımız dünyadaki kabullenilmiş ve düzeni öyle idame ettirdiğimiz çoğu şeyin kitapta tam tersi olmasını okuyoruz bir nevi,ama şunu eklemeden geçemeyeceğim.Kitap kesinlikle bu yıllara dair çok fazla spoiler barındırıyor içinde :) Asıl hikayemiz Vahşi John'un 'modern' dünyaya katılmasıyla başlıyor.Her şeyin bedelinin olduğu bir dünyadan,gerçek acının, ıstırabın ve bedellerin ödendiği bir dünyadan, böylesine pamuk şekeri bir dünyaya geçiş yapmak elbette delirtiyor karakterimizi.John,bu dünyadaki kimsenin yeterince bedel ödememesinden yakınıyor aslında kitap boyunca.Sürekli mutlu olmaktan,herkesin her şeye şartlandırılmasından ve sorgulayamamaktan.Aslında john çekişme istiyor.Lenina'yı,kitabın kadın başrollerinden biri- o denli istemesine rağmen onunla birleşmesine yakın,johnun Leninayı değil Leninanın ulaşılmazlığının büyüsünü sevdiğini fark ediyoruz sarsıcı bir şekilde. Her sıkıntıya düştüğünüzde sizi bu sıkıntıdan kurtarabilecek bir kaçış yolu isterdiniz değil mi? İşte kitabı distopiklik ve ütopiklik arasında bırakan olaylardan biri bu. Öyle bir yer ki Cesur Yeni Dünya,sıkıntılarını ufak bir hap eşliğinde unutabiliyorsun ama aynı zamanda öyle bir yer ki, hayatın asıl keyfi olan heyecan,öfke ihtiras ve nice duygudan mahrumsun. Bu dünya korkunun çoktan yer altına gömüldüğü bir yer.Zira herkes, kaderini doğduğu(?) anda başlayan
Distopya
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma