Merhaba!
İncelemeye başlarken tıpkı herkes gibi benim de bu kitabı okurken oldukça ikilemde kaldığımı söylemek isterim.Bu kitap bir ütopya mı yoksa distopya mı?Kitabın sunuşunda da belirtildiği gibi bu kitapta bizi, başımızı ezen dev bir çizme beklemiyor.Aksine,her şeyin 'kusursuz' ve mutlu olduğu bir gerçeklik(?) karşılıyor.
Herkes,herkes içindir diyerek başlıyor kitap ve kitap boyunca bunu gerçekten gözlemliyoruz.Şu an yaşadığımız dünyadaki kabullenilmiş ve düzeni öyle idame ettirdiğimiz çoğu şeyin kitapta tam tersi olmasını okuyoruz bir nevi,ama şunu eklemeden geçemeyeceğim.Kitap kesinlikle bu yıllara dair çok fazla spoiler barındırıyor içinde :)
Asıl hikayemiz Vahşi John'un 'modern' dünyaya katılmasıyla başlıyor.Her şeyin bedelinin olduğu bir dünyadan,gerçek acının, ıstırabın ve bedellerin ödendiği bir dünyadan, böylesine pamuk şekeri bir dünyaya geçiş yapmak elbette delirtiyor karakterimizi.John,bu dünyadaki kimsenin yeterince bedel ödememesinden yakınıyor aslında kitap boyunca.Sürekli mutlu olmaktan,herkesin her şeye şartlandırılmasından ve sorgulayamamaktan.Aslında john çekişme istiyor.Lenina'yı,kitabın kadın başrollerinden biri- o denli istemesine rağmen onunla birleşmesine yakın,johnun Leninayı değil Leninanın ulaşılmazlığının büyüsünü sevdiğini fark ediyoruz sarsıcı bir şekilde.
Her sıkıntıya düştüğünüzde sizi bu sıkıntıdan kurtarabilecek bir kaçış yolu isterdiniz değil mi?
İşte kitabı distopiklik ve ütopiklik arasında bırakan olaylardan biri bu.
Öyle bir yer ki Cesur Yeni Dünya,sıkıntılarını ufak bir hap eşliğinde unutabiliyorsun ama aynı zamanda öyle bir yer ki, hayatın asıl keyfi olan heyecan,öfke ihtiras ve nice duygudan mahrumsun.
Bu dünya korkunun çoktan yer altına gömüldüğü bir yer.Zira herkes, kaderini doğduğu(?) anda başlayan