İşte böyle... İstanbul'a uzaktan bir bakış atmanın bir yeri, raconu; hatta mevsimi, eski tabirle "vakt-i merhunu" vardır.
Beylerbeyi Camii'nin önündeki sebilin karşısında oturup, Boğaziçi'nin o en güzel hâlleriyle erguvanlarını Mayıs başında seyre dalmak bile, bir bilgiden kaynaklanan zaman ve mekân seçimi değil midir?
Sadece şehrin geneline, siluetine değil; özeline, bir müşahhas eserine bakılırsa, o mekâna can gözüyle bakılacak noktanın seçiminde bile isabet kaydedilirse, seyrin lezzetinde bir artış olur. Misal mi istersiniz, ya gidip Süleymaniye'ye doğrudan avlu kapısından girerek bakın, ya da benim size teklif edeceğim gibi yapın.
Tepebaşı'ndan, Unkapanı Köprüsü sırtlarından, Kasımpaşa Halıcıoğlu tarafından uzaktan baka baka gelin, eski Perşembe Pazarı'ndaki Sokullu Camii avlusunda şöyle bir durun, nefeslenin, doya doya seyredin Yahut önce Eminönü'nden Galata Köprüsü ayağına bakın ve son bir gayretle Zeyrek Camii önündeki düzlüğe kadar yürüyüp oradan Süleymaniye'yi bir kucaklayın da, Süleymaniye'nin tadına nasıl varılırmış bir görün. Yok biz bu kadar yolu çıkamayız derseniz, en azından İstanbul Üniversitesi arka bahçesinden şöyle bir göz atıverin. Bakalım bana hak vermeyecek misiniz?