Hatice

Türklerin İstanbul'a kattığı bir diğer özellik, su kültürü; hamamlar, çeşmeler, sebiller, selsebiller, şadırvanlar, havuzlardır. Dünyada İstanbul kadar kamuya açık su tesisi olan başka bir şehir yoktur. Bu büyük meydan çeşmelerinde -Sultan Ahmet, Üsküdar, Tophane, Fatih vs.- sadece su değil, özel günlerde değişik meşrubatlar da ikram edilir.
Reklam
Türklerin İstanbul'a en büyük katkıları ise, bir Boğaziçi kültürü ve medeniyeti meydana getirmeleridir. Dünyada suyla sevişen, suya en iyi uyum sağlayan ev türleri -yalı-, su üzerinde yüzen sandal türlerini -kayık-Türkler bulmuşlardır.
İstanbul ayrıca, Şah Sultan'ın (Şah Sultan Külliyesi), Haseki Sultan'ın (Haseki Külliyesi), Mihrimah Sultan'ın (Edirnekapı-Üsküdar Mihrimah Sultan camileri), Nur Bânu Sultan'ın (Atik Vâlide Külliyesi), Bezm-i Ålem Valide Sultan'ın (Dolmabahçe Camii), Pertevniyal Sultan'ın (Aksaray Camii) yaptırmış olduğu eserlerle, dünyada en çok "kadın eli"nin değdiği şehir olma özelliği kazanmıştır.
İstanbullu balığı bilmeli diyerek Üsküdar'da elleriyle tuttuğu balıkların isimlerini ve ailelerini ezberletmeye çalışması, mevsimine göre açacak olan çiçeklerden, ağaçlardan mütemadiyen sözlü yapması, Boğaz hattı boyunca yer alan tüm camileri, sarayları, yalıları mimarları ile birlikte ezberletmeye çalışması, Mimar Sinan'ın tüm eserleri dahil olmak üzere İstanbul'da yaptırdığı her eserden yazılı sınavlar yapması, "Bir kadın olarak hanım sultan eserlerini özellikle bilmen gerek" diye başta Üsküdar olmak üzere her bir tarihî alanı göstererek öğretmesi, İstanbul'un "Yedi Tepe"sini bilmeyen insanlarla arkadaşlık etmemi istememesi, "İstanbul musikiyle, şiirle güzel" diyerek her sabah bana okuduğu beyitler dışında mehtaplı gecelerde fasıllara götürmesi, padişahlardan önce ünlü bestekarları, İstanbul'a has makamları ezberletmesi, Ramazan dönemi İstanbul'a yönelik gelenekleri daha iyi anlayabilmem için tarihi camilerde teravihe götürmesi, dışarıda yemek yemeyi çok sevmeyen biri olarak Sultanahmet'te köfteyi, Üsküdar-Kanaat'ta dondurmayı, Çengelköy'de keşkülü, Bebek'te badem ezmesini, Süleymaniye'de kuru fasulyeyi ve nicelerini, hatta yine kitabın ilerleyen sayfalarında da önemi vurgulanan sakız koçu geleneğini daha bir ay önceki kurban bayramı öncesinde bizlere yaşatmasını hatırlıyorum.
Kızının önsözü
Akşamları beni okuldan alırken bazen arkadaşlarımı da evlerine bırakmak ister ancak arabaya binmeye gönüllü kimseyi bulamazdık. Neden mi? Arabaya binen her arkadaşıma önce doğal olarak nerede oturduğunu sorardı, verilen cevaba göre önce bu semtin nesinin meşhur olduğu, oturduğu sokak ismi söylendikten sonra büyük ihtimalle sokağa ismi verilmiş önemli şahsın kim olduğunu bilip bilmediği, "Hangi ev?" sorusuna "Şu ağacın önündeki" yanıtı verildiğinde hemen o ağacın ne ağacı olduğu, ne zaman çiçek açtığı ve üstüne hangi kuşun konduğuna kadar arkadaşlarıma sorduğu sorular dolayısıyla sözlüden korkan çocuklar bizim arabadan kaçardı...
Reklam