İstanbullu balığı bilmeli diyerek Üsküdar'da elleriyle tuttuğu balıkların isimlerini ve ailelerini ezberletmeye çalışması, mevsimine göre açacak olan çiçeklerden, ağaçlardan mütemadiyen sözlü yapması, Boğaz hattı boyunca yer alan tüm camileri, sarayları, yalıları mimarları ile birlikte ezberletmeye çalışması, Mimar Sinan'ın tüm eserleri dahil olmak üzere İstanbul'da yaptırdığı her eserden yazılı sınavlar yapması, "Bir kadın olarak hanım sultan eserlerini özellikle bilmen gerek" diye başta Üsküdar olmak üzere her bir tarihî alanı göstererek öğretmesi, İstanbul'un "Yedi Tepe"sini bilmeyen insanlarla arkadaşlık etmemi istememesi, "İstanbul musikiyle, şiirle güzel" diyerek her sabah bana okuduğu beyitler dışında mehtaplı gecelerde fasıllara götürmesi, padişahlardan önce ünlü bestekarları, İstanbul'a has makamları ezberletmesi, Ramazan dönemi İstanbul'a yönelik gelenekleri daha iyi anlayabilmem için tarihi camilerde teravihe götürmesi, dışarıda yemek yemeyi çok sevmeyen biri olarak Sultanahmet'te köfteyi, Üsküdar-Kanaat'ta dondurmayı, Çengelköy'de keşkülü, Bebek'te badem ezmesini, Süleymaniye'de kuru fasulyeyi ve nicelerini, hatta yine kitabın ilerleyen sayfalarında da önemi vurgulanan sakız koçu geleneğini daha bir ay önceki kurban bayramı öncesinde bizlere yaşatmasını hatırlıyorum.