Hatice

sen dünyayla aramda eksik tutkalmışsın, gecenin ortasında yanmayan o sokak lambası, sönmüş bir deniz feneri, bir masalın kayıp kahramanıymışsın, prenses canavarların arasında gözü yaşlı, sen bir çocuğun dökülen süt dişinin ardında bıraktığı boşlukmuşsun, okul müsameresinde gözünün aradığı, kalabalıklar içinde bulamadığı ailesi, sen yemekte unutulmuş tuz, sofraya getirilmeyen ekmekmişsin..
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
sen bir kuşun gökteki boşluğuymuşsun, bir çiçeğin eksik kokusu, bir yetimin olmayan pabucu, bayram kapıdayken üstelik. sen bütün şiirlerde kayıp o mısraymışsın, dökülen saçı annemin, şedid bir kabusun ardından getirilmeyen bir bardak su, verilmiş ama tutulmamış sözmüşsün, kurulup unutulmuş düş, sen nerelerdeymişsin bunca zaman, nasıl da birikmiş yokluğun..
Enes radıyallâhu anh'den: Şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlüllah zamanında iki erkek kardeş vardı. Bunlardan biri devamlı Resûlüllah(ın yanına gelir (gider)di. Ötekisi ise işi ile uğraşırdı. İşiyle meşgul olan zat, kardeşini (İşe ehemmiyet vermediği için) Resülüllâha şikâyet etti. Bunun üzerine Nebi aleyhisselâm: «Belki de onun yüzü suyu hürmetine rızıklanıyorsun» buyurdu.
“Sana güzel davrananın ayak yoluna toprak ol, Küstahça davranmışsa gözlerini toprakla doldur. Kaba huylu adama güzel ve yumuşak konuşma, Çünkü paslı demir, yumuşak eğeyle temizlenmez.”
Ahmed er-Rifâî Hazretleri buyuruyor ki: Semâdan yere inen hikmet, kalbinde şu dört haslet bulunan kişilerde yerleşmez. 1. Dünyaya meyledip, yarın endişesi taşıyanlar 2. Devlet adamlarını sevip onlara yakınlaşma arzusu içinde olanlar 3. Dünya ehlini beğenip onlara gıbta edenler 4. İhvâna (candan dostlara) hased edenler. Büyük velî Seyyid Ahmed er-Rıfâî Kaddesallahu Sırrahu'l-Âlî Hazretleri buyuruyorlar ki : Ey oğlu! Bilmiş ol ki, kul Allahu Teâlâ'nın hükmünde mutlakâ gâlib, idâre etdiği ve hükmetdiği şeylerde alîm ve hakîm, nefsinin ise güzeli ve çirkini bilme husûsunda câhil olduğunu bilirse, Allah'ın hükmüne ve kazâsına râzı olur. Rızâ kalbin Hakîm olan Allah'da sükûn bulması ve teslîmiyyetle berâber ihtiyârı terk etmesidir. Nefse, kazâya râzı olmakdan daha ağır gelen başka bir şey yoktur. Çünkü kazâya rızâ, nefs ve hevânın rızâsına muhâlefettir. Nefsinin rızâsına karşılık, Allah'ın rızâsını tercîh eden kullara müjdeler olsun! Rivâyete göre Hazret-i Mûsâ, bir münâcâtında şöyle diyordu : " Benden önce hiç bir beşerle konuşmayıp benimle konuşmakla bana husûsî bir mevkî verdin. Bana öyle bir amel söyle ki, onu yaptığımda senin rızâna kavuşayım". Allahu Teâlâ ona şöyle vahyetti : "Yâ Mûsâ, benim senden râzı olmam, senin benim hükümlerime râzı olmana bağlıdır".